ABİDİN YAĞMUR/ÖZEL RÖPORTAJ
Mersinli yazar ve şair Bedriye Korkankorkmaz, geçtiğimiz yıllarda ‘Ruhlarla Söyleşi’ adlı deneme kitabı ve ‘Yaşamak Çocuğum’ adlı şiir kitabıyla adından söz ettirmişti. Korkankorkmaz uzun süreli suskunluğu nihayet bozdu ve ‘Tinsel Söyleşiler’ adlı yeni deneme kitabı ve ‘Eski Eser Karanfiller’ adlı yeni şiir kitabıyla okuyucunun karşısına çıktı. Okumanın hayatında önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Korkankorkmaz, “Benönce insan sonra şair-yazar olmak istiyorum” diyor. Bedriye Korkankorkmaz ile yazarlık serüvenini, yeni kitaplarını ve Mersin’i konuştuk.
-Tinsel söyleşiler kitabınız hakkında bilgi verir misiniz? Ne zaman yayınlandı? İçeriğinde neler var? Okuyucu nasıl bir kitapla karşılaşacak?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: Daha Önce “Ruhlarla Söyleşi”yi yayımlamıştım. “Tinsel Söyleşiler” üç yıllık bir çalışmanın ürünü. Beni öncelikle benden önce yaşam serüvenini noktalamış yazar/şair ve düşünürlerin hayatlarına yansıyan insan yanlarını mercek almak arzusu böyle eserler yazmaya yönlendiriyor. Bugüne değin bu yazarların şair ve düşünürlerin sadece eserleri ile hayatları hakkında yazılan yazılar ve incelemeler yazılmıştı. Ben insanın, yaşadığı ve hissettiği kadar olduğunu biliyorum. Bu duygularla onların yapıtlarını incelemeden hisleri ve hayattan almış oldukları yaralarıyla yakınlık kurmak istedim. Bu zor uğraşı hayatımın vazgeçilmez bir parçası oldu. İncelediğim her şair yazar ve düşünürün duygu dünyasına girdim. Onların yaşadıklarını yaşadım ve yaşadıkları karşısında hissettiklerini hissettim yüreğimin derinliklerinde. Onlar hakkında yazılar yazarken onlar gibi ruhumun sürekli kanadığını hissettim. Bu duygularla “Tinsel Söyleşiler”i yazmaya başladım. Yapıtı dosya halinde yazılarımın yayımlandığı İnsancıl Yayınevi’ne gönderdim. Onların değerlendirmesinden geçtikten sonra yayımlanma kararı çıktı. “Tinsel Söyleşiler” Aralık 2016’da yayımlandı. Yayımlanma süreci uzun sürdü. Yapıtta yer alan yazıların birçoğu seçkin edebiyat dergilerinde yayımlanmıştı. “Tinsel Söyleşiler” yapıtımda yirmi düşünür/yazar ve şairin yapıtlarına yansıyan insan yönlerini ele aldım. Okuyucu her şeyden önce yazın dünyasında adlarını altın harflerle kazımış olan şair/ düşünür ve filozofların insan yönleriyle karşılaşacak. Her şeyden önce onların dehaları karşısında korkmamayı öğrenecekler. Onların da kendileri gibi acılar çektiklerini, zaafları olduğunu ve yaşadıklarından nasıl etkilendiklerini kavrayacaklar. Bu yapıt sayesinde onlarla gerçek anlamda birebir ilişki kuracaklar. Onların kendilerinin birer dostu olduğunu kavrayacaklar. Onların salt sanat dehasından değil, insan dehalarından da beslenme olanağı bulacaklar. Onları fildişi kulelerinden çıkarıp en insan haliyle kendi çıplak yalnızlıklarını paylaşacaklar. Zaten benim amacım da dehalarından dolayı anlaşılamamış düşünür ve yazarların hem eserlerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak hem de onların en acınası yalnızlıklarını tüm çıplaklığıyla ortaya sermek. İnsanlığın bağnazlıktan kurtulup bugünlere gelmesindeki katkılarını da anımsatmış oluyorum. Onların bu uğurda nasıl bedeller ödediğini vurgularken gerçeği savunan bir yazarın her zaman yalnız olduğunu gerçeğini de başka ışıklar altında aydınlatmaya çalışıyorum. İstiyorum ki aynı durumda olan okuyucular bu yazdıklarımı okuduklarında zorluklarla onlar gibi mücadele edecek gücü kendilerinde bulsunlar.
-Ölü yazarlarla konuşma ve bunları yazıya dökme fikri nasıl doğdu? Bunun benzer örnekleri var mı edebiyatımızda?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: İnsanın ruhsal, duygusal, ille de düşünsel bilinmezliğini bilinir yapmak hiç kuşkusuz ki imkânsız. Çocukluğumdan kalan bir merakla bu imkânsız duygunun peşinden koşuyorum soluk almadan. Pope'un"İnsanlığı incelemenin en uygun yolu insanı incelemektir" düsturundan yola çıkarak yazın tarihine altın harflerle adlarını yazdıran düşünürlerin, yazarların, şairlerin biyografilerini, eserlerini okuyorum. Okuduklarımdan yazına, yazıya bakışlarındaki farklılıkları algılamaya çalıyorum. Biyografiler, derinlemesine tanımak istediğim düşünürlerin, yazarların, şairlerin psikolojik portrelerini, yazın dehalarını daha yakından tanımama yardımcı oluyor. Biyografilerini okuduğum, eserlerini incelediğim düşünürlere dair ruhsal analizler yaparak onların insan yanına ulaşmaya çalıştım. Bir yazarı ve bir düşünürü yakından tanıma isteği, onun eserlerini gereği gibi algılamaktan geçiyor. Başka başka çağlarda yaşamış olmalarına rağmen onlarla hâlâ ortak düşünce ile ortak sevme biçimi geliştiriyor olmaktan tarif edilmez bir mutluluk duyuyorum. Tinsel Söyleşiler’i yazarken bir kez daha algıladım ki, kendi gerçeklerine dilin gerçekleri kadar sadık olan her düşünürden, yazar ve şairden öğreneceğim çok şey var. Anılarını, günlüklerini, itiraflarını… Gerçek bir sanat yapıtı ile gerçek bir sanatçıyı sahtesinden ayırmayı da öğreniyorum bu sayede.
Tinsel Söyleşiler yapıtımda ben de kalite çıtamı yükseltmek istedim. Ne kadar başardım bilmiyorum. Yaşadıklarımızdan biliyorum; insan her koşulda kendisini aldatmaya meyillidir. Aldatmanın biçimlerine göre değişiyor insan hayatındaki yansıması. İnsanın en büyük açmazı bu masum aldatmalarla başlıyor ve zamanla bir birikime dönüşüyor içinde. Bu tehlikeli birikim, zamanla bir iç savaşın başlamasına neden oluyor. Bu kaçınılmaz savaşın karşısında kimliğimizi korumamız için zırhlara ihtiyacımız var. Yazdıklarıyla içten içe bizi kuşatanlar, içimizdeki içten uyanışı kavramamıza yardımcı olanlar ve bize tünelin ucundaki ışığı gösterenlerdir zırhlarımız.
Gerçek sanatçı sadece içinde yaşadığı çağın değil, kendisinden önceki çağın sosyal tabakasındaki sınıfsal adaletsizliğini, siyasal mekanizmalarının çarpıklığının insan ruhu üzerindeki etkilerini, insan ruhunu parçalara ayırarak bir büyüteç altında psikologlara iş bırakmayacak değin derinlemesine incelemelidir. Bu bağlamda sorumluluk bilinci derinleştikçe insana yaklaşımı da derinleşiyor gerçek sanatçının.
Söz konusu insansa tüm söylenenlerin, yazılanların eksik kaldığını biliyorum. Yazdığım Tinsel Söyleşiler adlı yapıtımdan biliyorum, insanın kendi özünden birkaç damlasının yabancı damarlara aktarmasının zamanının ve sınırının olmadığını.
-Yazarları nasıl seçtiniz? Hangi yazarlar, düşünürler var?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: Yapıtta yer alan şair/düşünür ve yazarlar şunlar: Schiller, Baudelaire, Pascal, Shakespeare, GiovanniBoccaccio, Voltaire, William Faulkner, Miguel de Cervantes Saavedra, Thomas Mann, Jean Jacques Rousseau, Thomas Hardy, William Blake, PercyByssheShelley, William Morris, T.S.Eliot, Goethe, Dr. SamuelJohson, Lord Byron, Sophokles, HermannHesse.
Yazarları seçerken öncelikle kurulu sistemle bir kavgası olan yazarları seçmeye özen gösterdim. Hem yazdıkları hem de yaşadıklarıyla insanlığa büyük katkılar sunan yazarlar benim tercihim oldu. Sistem dışı yazarlar beni oldum olası kendime çekiyor. Gerçek bir sanatçı muhalif olmak zorundadır. Kimseyi memnun etmek gibi bir çabası olmaz gerçek bir yazarın. Doğru bildiklerini yazar ve yazdıkları için ödemesi gereken tüm bedellerin giyotinine isteyerek başını uzatır. Korkmaz. Ölümsüz olmak gibi kaygısı da yoktur. Her şeyden önce insanı önceleyen ve insanı hayatın merkezine alan yazarları seçtim. İnsan doğasına kendi doğası kadar yakın olmuş yazarların dünyalarında hâlâ keşfedilmemiş güzelliklerin olduğunu algılamam beni onlara daha yakınlaştırdı. Onlar sayesinde yalnızlığımı unuttum. Ben okumadan yazılamayacağını düşünüyorum. Okumak yazmanın tam da merkezindedir. Okumadan yazmak mümkün değildir. Yazsanız bile yazdıklarınızın geçerliliğini koruyabilmesi söz konusu değildir. Yazan ve üreten bir insanın hem güncel yazını hem de kendisinden önce yaşayan, yaşam serüvenlerini noktalayan, ürettikleriyle insanlığın kütüphanesine ölümsüz yapıtlar bırakanların yapıtlarını da okuyup özümsemesi gerekiyor. “Edebiyattaki Etkiler” ana teması, yazının evrensel düşünce akrabalığı olduğudur. Bir eserin etkisi yazarın yarattığı etkiden daha büyüktür. Edebiyattaki toplam etkilerin sonucunda kişi kendi eserleriyle edebiyatta yaratacağı etkiye kavuşur.
Okumak başka başka yazarların yazınsal üretimlerinden etkilenerek kendi yazınsal üretimini çok daha fazla üst seviyeye çıkarabilir. Bir yazarı düşmanlarına ve zamana karşı sadece ve sadece eserleri savunur, eserleri korur. İnsanın kişiliğini belirleyen eserler vardır. Yazan ve üreten kişi kendi kişiliğini belirleyen yapıtları okumaya özen göstermeli. Hem okuduklarıyla hem de yazdıklarıyla beslenebilmeli sanatçı. Okumadan yazmanın mümkün olamayacağını bizzat kendim deneyimledim. Okumadığım zamanlarda kesinlikle üretemiyorum. Hem okumadığım zamanlarda kendimi eksik hissediyorum. Farklı farklı dünyalara düşünsel yolculuk yapmayı çok seviyorum. Evimin her tarafı kitaplarla dolu. Çalışma masam kitaplarla dolu. Bu yüzden kendisini hem yaşadıklarıyla hem de yazdıklarıyla gerçekleştirmek isteyen her insanın kesinlikle okuması gerekiyor. Okumak genleşmek hem de güneşlenmek demektir. Hayatta en büyük ödülün okuma alışkanlığı olduğunu düşünüyorum. Okuyan bir insan hem kendine hem de yazdıklarına daha farklı bir pencereden bakabilme farkındalığına ulaşır. Kendi sığlığından kurtulur ve her gün yeni bir insan olma heyecanıyla kendisini yazdıkları ve yaşadıklarıyla gerçekleştirme olanağına kavuşur. Yazan insanın tek alfabesi okumaktır, araştırmaktır. Çıkan her yeni yapıtı okuma heyecanını hissetmektir okumak. İnsan okurken farkında olmadan kendi bilinçaltına yolculuğa çıkar. Bilinçaltında dile gelmeyi bekleyen sözcükler kendiliğinden dile gelir. Okumak yazmanın itici gücüdür. Bu güç toplam bir güce dönüştüğünde sanatçı yazdıklarında kendini ne kadar doğru ifade ettiği bilgisine ulaşır.
-Eski Eser Karanfiller adlı şiir kitabınızı anlatır mısınız? Hangi dönem şiirleriniz yer alıyor kitapta?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: “Eski Eser Karanfiller” adlı şiir kitabım “Yaşamak Çocuğum”dan sonra yazdığım ikinci yapıt. Dört yıllık bir dönemin şiirleri. 2011- 2016 dönemlerinde yazdığım şiirler yer alıyor yapıtta. “Eski Eser Karanfiller”de kalıcı ve sorgulayan şiirlerimin okuyucuya beni unutturmasını istiyorum. Şiir, şairinin unutturduğu sürece okuyucunun yüreğinde şairini ölümsüzleştirir. Şiirimin anlamı ve çekirdeği sayılan imgeye tutkuyla bağlandım ve aynı tutkuyla şiirimin, daha iyi bir dünya kurma özleminin heyecanını da duyumsatmasını istedim okuruna. Şiir, şairin günah çıkarttığı, Tanrı’sıdır. Şiirlerimin, genel duygulardan, ayrıcalıklı duyguları imgelem zenginliği, düşünce ve bilgi derinliğiyle ön plana çıkarmasını önemsedim. İnsan kendisi olduğu sürece insanlığın bir parçasıdır. Bir sanatçının yaşarken ölmesi kendisini tüketmesiyle başlayan bir süreçtir. Kendini tüketen bir sanatçı (kişilik olarak) yaşayan eser yaratamaz. Kişiliğimle kendimi kazanan bir sanatçı olma özlemiyle her koşulda gerçek sanat eseri/ eserleri yaratmayı başarmak istedim. Ben, şiire ebeveyn rolü çizmiyorum, şiirin ödüllendiren ya da cezalandıran bir sözcükler jürisi olduğundan da söz etmiyorum. Ben, şiirin, insan sevgisi ile şiir sorumluluğun bir sentezi olduğunu anlatmaya çalışıyorum sadece. Korkunun sınırladığı, kişisel hırsların zirveye taşındığı sevgiden söz etmiyorum. Asla! Doğru ve güzel olanı yapmak için şairin ihtiyacı olan emeğe dayalı gerçek sevgiden ve gerçek şiir işçiliğinden söz ediyorum.
Şiirlerim, kendi sesiyle konuşuyor benimle. Aklımı da duygularını da bu aşamada huzura kavuşturuyor benim. Şiir, şairine ne yapmak istiyorsa onu yapmasını öğretir. Hayatımızı belli beklentilere boğmadan, her koşulda belli sonuçlar almaya kendimizi şartlandırmadan yaşamakla ancak ve ancak kendimizi özgürleştirebileceğimizi bize söyleyen en önemlisi bizi bu gerçeğin bir parçası yapandır şiir. Yani: “Eski Eser Karanfiller”de, yer alan şiirlerimin okuyucusunu, özgürleştirmesini ve şiirlerimin büyüklüğü ve yaşam karşısındaki toplam gücü olmasını yürekten temenni ederim.
-Eski Eser Karanfiller adı nereden geliyor?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: Hayatta en büyük acı anlaşılamamaktır. Ben oldum olası anlaşılamayan bir insan oldum. Kendimi insanlar içinde içimde taşıdığım tüm güzelliklere rağmen eski eser karanfiller gibi kokusunu yitirmiş, yalnızlığa terk edilmiş ve insanların ilgisinden yoksun olduğumu düşündüğüm için yapıtıma Eski Eser Karanfiller adını verdim. Biliyorsun Sevgili Abidin erken yitirdiğimiz değerlerimizin mezar taşlarına bırakırız kırmızı karanfilleri. Ben o mezar taşına bile bırakılmayan karanfiller kadar yalnızlığına terk edilmiş bir insan olduğum için bu şiir benim ruh dünyama ayna tutuyor.
-Siz aslında denemelerinizle basında yer alıyorsunuz. Kendinizi bu kitaplardan sonra nasıl tanımlıyorsunuz? Denemeci mi, şair mi?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: Sevgili Abidin, bugüne değin birçok söyleşi yapıldı benimle ama hiç bu kadar yüreğime, usuma dokunan sorularla karşılaşmamıştım. Ben yazın dünyasına şiirle girdim. Şiir ödülleri aldım. Daha sonra kendimi denemeye daha yakın hissettim. Sanat ve sanatçı kavramına dair birçok kuram vardır. Ne sanatın ne de sanatçının biçimlendirilmiş bir tanımı, biçimlendirilmiş bir sorumluluğu yoktur. Bir sanatçı dünya görüşünden yola çıkarak kendi sanatçı duruşunu topluma karşı sorumluluğunu belirliyor. Bir sanatçı olarak yaşadığım topluma karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Bu sorumluluk duygularımdan yola çıkarak içinde yaşadığım toplumu değiştirme ve dönüştürme sorumluluğunu benimsiyorum. Bir sanatçının hayatı kavrayışı normal insandan çok farklı olmalı. Sanatçı hesap kitaplarla ilgilenmemeli. Her türlü zorlukları inanılmaz bir enginlik ve dinginlikle karşılamalı, tıpkı her türlü rüzgâra ve tipiye karşı ayakta kalan çınar ağaçları gibi. Gerek şairliğim gerek yazarlığım gerekse devrimciliğim bu sorumluluk bilincinin etrafında semah dönüyor. Bir sanatçının en temel sorumluluğu da toplumda gördüklerini değiştirmeden en yalın haliyle tıpkı bir tarihçi sorumluluğuyla topluma yansıtarak toplumun bilinçlenmesine katkı sunmalıdır. Dolayısıyla devrimciliğim sanatçılığımdan ayrı düşünülemez. Düşünüldüğü takdirde Bedriye Korkankorkmaz diye bir insanın varlığı ortadan kalkar.
“Büyük bir sanatçının yalnız tek bir tasası vardır: O da mümkün olduğu kadar insani olmak...”diyen AndreGide’i haklı buluyorum. Bundandır ki önce insan sonra şair/yazar olmak istiyorum. Bu anlamıyla ben salt deneme yazmıyorum. Deneme/inceleme/biyografi yazıyorum. Benim yazmaya çalıştığım yazın türü Türk yazınında neredeyse bir ilk. Yazdıklarından yazar şair ve düşünürlerin insan analizlerini, kişiliklerini analiz ediyorum, sanatlarıyla birlikte. Bu anlamıyla Tinsel Söyleşiler’den sonra kendimi şairlikten çok denemeye daha yakın hissediyorum. Üç deneme, iki de şiir kitabım var.
-Mersin’de yazar olmak için ne anlama geliyor? Yazarların, şairlerin Mersin’de hak ettiği değeri bulduğunu düşünüyor musunuz?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: Bu sorunun içimi acıttığını söylemek istiyorum Sevgili Abidin. Mersin’e gelir gelmez bu kentin kültürel kalkınmasında bir nebze de olsa katkım olsun diye içinde yer almadığım girişim ve yazmadığım yerel gazete kalmadı. Tek kuruş almadan yazıyordum/yazıyorum. Benim yerel gazetelerde yazdığım yazılarımın birçoğu seçkin edebiyat dergileri ile Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayımlanan yazılarımdan oluşuyordu. Ulusal yazını yerele taşımak istiyordum ama bu konuda hiç anlaşılmadığım gibi, hak ettiğim değeri de görmedim. Yazdığım yerel gazetenin birinde yazılarım çalındı, insanlık dışı muamele ile karşılaştım. Çalıştığım kurumdan da değerlerim/ ilkelerim ve siyasi düşüncelerimden ödün vermediğim için zorunlu emekliliğe sevk edildim. Tüm bunlar beni yıldırmadı; ne insana dair sorumluluklarımı yerine getirmekten ne de insanlığa bir güzellik katmak için verdiğim mücadelemden vaz geçtim. Sen de biliyorsun ki uzun zamandır hiçbir yerel gazetede köşe yazmıyorum. Kitap çıkardım ama yerel basının kitabıma ilgisizliği beni hayal kırıklığına uğrattı. Aralıksız yirmi yıldır Mersin’in kültürel kalkınmasında emeğim var. Mersin’i ulusal basında tanıttım ve bir Mersinli olarak emek verdiğim kentte ne yazdıklarım anlaşıldı ne de ben. Ben sanatçı duruşumla hiçbir kimsenin yararına kalemini oynatmadım, onurumu satmadım. Benim en büyük sermayem insan olmaktır ve ilkelerimden ödün vermeden yaşama serüvenimi tamamlamaktır. Bu yüzden Mersin’de yazdıklarımdan dolayı tek bir ödül almadığım gibi yazdıklarıma dair tek bir köşe yazısı da yazılmadı. Anlaşılmadığım kadar mutlu ve anlaşılmadığım kadar yalnızım sevgili Abidin.
-Kitaplarınıza ulaşmak isteyenler nasıl ulaşabilecekler?
BEDRİYE KORKANKORKMAZ: Kitaplarım çok yakında seçkin yayınevlerinin raflarında yerini alacak. Yakında okuyucular D&R’dan ve İdefix’ten ulaşabilirler. Bana duygularımı ifade etme imkânı verdiğin için önce sana sonra da gazeteye emeği geçen tüm çalışanlara yürekten teşekkür ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder