27 Mart 2017 Pazartesi

İmeca Edebiyat Dergisinde Yayımlanan Yazım













Ortaçağ Hümanisti: Giovanni Boccaccio

Bedriye Korkankorkmaz

 

Hayatımda ilk kez gemiyle seyahat ediyorum. Geminin güvertesine çıkmış denizi seyrediyorum. Yalnız yolculuk etmekten sıkılıyorum. Herkes çift olarak seyahat ediyor. Elimde şair/yazar Giovanni Boccaccio hakkında yazılan kitapla onun hakkında yaptığım çalışmalarım var. Ayaktayım. Güvertedekiler oldukça neşeli. Onların neşeli yüzleri benim yüzümdeki çizgileri yumuşatıyor.Hüzünler hayatı terk etmiş gibi geliyor bana. Seyahat etmenin insanlara ne kadar iyi geldiğini düşünüyorum içimde. Benimle birlikte ayakta duranlarla seyahate dair sohbet ediyoruz. Herkeste bir heyecan, bir telaş var.  Bu telaşı özlemişim.Kötülüklerin bulunmadığı bir dünya. Kimse kimseye ilişmiyor; kimse kimsenin hayatına dâhil olmuyor.Yolcular birbirlerine saygılı davranıyor.Kavgadan ve kargaşadan uzak olmak ruhumu dinlendiriyor. Çocukların neşesine konuk oluyorum. Onların çocukluklarında kendi çocukluğumu yaşıyorum. Denizin dibindeki dalgalar geminin altında suyun yüzüne çıkıyor. Bir an dalgıç olmak istiyorum denizin altındaki derinliği görmek ve o güzelliklerden nasibimi almak için. Oan yanımda duran bey bana gülümsüyor. Ben de ona gülümsüyorum. “Yüzünüzdeki manzaraya bakıyorum da oldukça karışık düşüncelerle cebelleşiyorsunuz” diyor. Ben de “Evet” diyorum.“Dalgıç olmak istiyorum.” Gülüyor. “Korkmazsanız sizinle denizin derinliklerine dalabiliriz” diyor. “ Korkuyorum” diyorum. “Ben güvenilir bir kimseyim. Dahası siz bana güveniyorsunuz.” “ Benim size güvendiğimi nereden çıkartıyorsunuz? “ Elinizdeki notlardan” diyor. O an zaman duruyor. Soluğum hızlanıyor. İçimde acabalar çoğalıyor. O gözleriyle “Benim” diyor. O an ona sarılıyorum. Gerçekten de GiovanniBoccaccio, başkası değil yanımdaki bey.  Verilen moladan yararlanarak bedenlerimizi denizin dalgalarına bırakıyoruz. Ben gemiden uzaklaşmıyorum ama oderinliklere açılıyor. Yorulmuş olacak ki yanıma geliyor. Islak üstüyle. Sular akıyordu üstlerimizden. Ben kamarama çıkıyorum o da arkamdan geliyor odasına gitmek için. Bir saat sonra geminin güvertesinde buluşuyoruz.Ben ona ilk sorumu soruyorum:  “Sevgili Boccaccio ailen ve geçmişin hakkında neler söylemek istersin bana?”

“Sevgili Bedriye, öncelikle benim ruhumu çağırdığın için sana teşekkür ediyorum. Yıllardır kimseyle sohbet etmiyordum.Seninle konuşmak bana da iyi gelecek.  Ben16 Haziran 1313 yılında Paris’te dünyaya geliyorum. Babam  tüccardı. Ben evlilik dışı bir çocuğum. Sevgilisini terk eden babam beniyanına alıp Floransa’yadönüyor. Babam benim kendisi gibi tüccar olmamı istiyor. Ticaret hayatına atıldım bir dönem ama ticareti sevmedim/ sevmiyorum . Babam da bu amacından vazgeçip  Mezheplerhukuku öğrenmemi istiyor.Babamın bu kararı da beni memnun etmiyor. Yaradılışımda var olan şairlik “ruhumu”özgür kılıyordu. Sanata ve ilime meraklıydım.Ben de Napoli’dedeki bilginlerle kadim dostluklar geliştiyorum.  Buradaki ilişkilerim sayesinde kafamdaki sanat düşüncem olgunlaşıyordu.  Öyle ki öğrenme ve çalışma isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Tahsil görememiş olmak beni yaralamıyordu.  Kendi kendimi yetiştirdim.Özel hayatım da oldukça renkli geçiyordu. İlk aşkım Mariaadında birkadındı.   İlk görüşte âşık olduğum Maria’yı elde etmeyi başardım ama o beni terk etti. Bozulan işlerinden dolayı babamın yanına gelsem de kısa bir süre sonra izimi kaybetmeyi başarıyorum. Babamın ölümünün akabinde Floransa’ya geridönüyorum. Babamın iflası yüzünden geçim sıkıntısı çekiyorum vebana teklif edilen memuriyeti kabul ediyorum.  Hayatıma giriyor sevgili dostum Petrarca. Bir diplomat olarak bu ailenin devletçe el konulan mallarınınkendilerine geri verilmesinde başarılı oluyorum. Bir rahibin kâhini yüzünden sıkıntı çekiyorum. Rahibe göre erken yaşta öleceğim. Günahlarımı  affetmesi için bir süre kendimi Tanrı’ya adıyorum.

Ciddi bilimsel eserler yaratma sürecine giriyorum. Artık şiirleri, romanları ve hikâyelerigözümgörmüyor. 1326 yılında kendime dolgun bir maaşla iş bulmak amacıyla Napoli’ye gidiyorum ama eli boş olarak geri dönüyorum. 1373 yılında Dante’ninİlahi Komedya’sını halka izah etme görevini seve seve kabul ediyorum. İlk konferansımı BadiaKilisesi’nde veriyorum. Sağlık sorunlarımdan  dolayı konferans vermeye de son veriyorum. Kadim dostumPetrarca’nın ölümünün akabinde sarsılıyorum.21 Aralık 1375 yılında 62 yaşında Floransa’nın az uzağındaki küçük bir şehir olan Certaldo’da ölüyorum. Sıcak kanlı, açık kalpli, dürüst neşeli bir insanım. İçindeki sevinç ve coşkuyu yanındakilere yansıtan bir mizaca sahibim. Buna karşı kendim başkalarını güldürdüğümgibi gülmüyorum.

“Sevgili Dostum, dostluklara/ dostlarına bağlı olduğunu biliyorum. Dostluklar konusundaki düşüncelerini benimle paylaşır mısın?”

“Hayatım boyunca tek servetin eserlerim değil, dostlarım oldu. Dostluklarım uzun solukluydu. İnsanların hatalarını kolay affediyordum. Kıskançlığım ve kibrim yoktu. Dönemin tanınmış birçok yazarı benim dostumdu. Dostluklarımı menfaat üzerine kurmadığım için ciddi anlamda geçim sıkıntısı çektim. Her konuda oldukça derin bilgim vardı. Eski Yunan eserlerininbirçoğunu yitip gitmekten kurtardım. İnsanlık benim için yapıtlardan da önemliydi. İnsanları kırmayı sevmiyordum. İncinmekten de incitilmekten de korkuyordum. İçimdeki güzelliklere yakışır bir dünya hayal ediyordum. Tüm bu güzel düşüncelerime karşı çok yalnızdım.

“Yapıtların konusunda neler söylemek istersin sevgili dostum.”

“Yapıtlarımı iki kısımda ele almanın daha doğru olacağını düşünüyorum.  Gençliğimde ve olgunluk çağımda hikâyeci, romancı ve şairdim. Bu dönemki yapıtlarımdaki tema aşktı. Olgunluk dönemi yapıtlarımda ise bilimsel yapıtlar yazdım. Beni şiire kazandıran ilk öğretmenlerim Vergilius’la Dante olmuştur. Vergilius’ta tüm eski devirler, Dante’de ise tüm Ortaçağ ifadelerini buldum. Napoli’deki bilimsel çevreyi yakından tanıyınca adeta nutkum tutuldu. Hayallerim oldu Bedriye. En büyük hayalim Lucianusya da Lividius gibiyazarların bilgeliğine yakışır türden yapıtlar vermekti. Eğer babam beni tüccar yapmakta bu kadar direnmeseydi o zamanlarda çok daha derinliği olan yapıtlar yazardım.  En büyük üzüntüm hikâye, roman ve şiirlerimi gönlüme göre yazamayışımdır. İnsanın içini yazamamak kadar hiçbir şey incitmiyor Bedriye. 1341-1342 yılında Ninfaled’Ameto ile Amorosavisione adlı yapıtlarım çıktı. Yapıtlarımın içeriği mazlum ve mensur parçalardan oluşuyordu. Aşkı ve sevgiliyi konu alıyorum bu yapıtlarda. Fiammetta eserimi de tamamlıyorum.  Bu yapıtta sevgilimin beni terk edişini yazıyorum. Acı bir aşk öyküsüdür bu.  Büyük bir aşkla seven ama sevgilisi tarafından terk edilen erkek bendim. Yapıtlarım bilginin gölgesinde kalmamış olsalardı daha özgün olacaklardı. Benim asıl şöhretim Decameron’la başlar ve yayılır.  Eserin büyük bölümünü1348-1353 yılları arasında yazdım. Bizim dönemimizde bir yapıtta koyduğun öykü sayısı çök önemliydi. Ben de Decameron’a yüz hikâye koydum.  Görünüşte olmasa da özde esere birlik sağlamak amacı güdüyordu bu davranışım. Yapıtın önsözüne şunları yazdım:

Bu yüz hikaye, masal, parabol kıssa veya ne isterseniz,  yedisi kadın, üçü erkek olmak üzere on gençten mürekkep bir grup tarafından veba salgınının devam ettiği sıralarda nakledilmiştir. Bu hikâyelerde,  tatlı acı aşk maceralarıyla birlikte yeni zamanlara olduğu kadar eski zamanlara ait daha bir sürü dağdağalı vaka ve olaylar anlatılacaktır.”

Bu on genç 1348 yılında bir sabah vakti Floransa’daki Santa Maria Kilisesi’nde buluşmuşlar o dönemde veba salgını ortalığa ölüm saçmaktadır. Hayatı seven bu gençlerin serüvenleri anlatılıyor yapıtta.

Ben ölüm korkusu yerine neşeyi seçtim. Bu bir duruştu Bedriye.  O dönemde bu yapıta dair bazı söylentiler çıktı. Aşk yerine şehvet, fazilet yerine kötülük,  vicdan yerine haset, asalet yerine türlü türlüentrikaların anlatıldığı söylenmiştir.  Ben her şeyden evvel yapıtımda oldukça samimiydim. Gözlerimin gördüklerini yansıttım yapıtta. Hikâyelerimden bazılarında rahiplerin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki samimiyetsizlikleri vurguladım. Kendilerini Allah’ın adamı olarak gösteren bu insanlar yapmamaları gereken birçok şeyi yapıyorlardı. Bana göre hile karışıyordu görevlerine.  Yine eserimde insanlığı kasıp kavuran çeşitliiçgüdülere, deliliklere, ahlaksızlıklara yer verirken ana temayı aşk üzerinde kurguladım. Ben hissetmediğim bir duyguyu tasvir edemem ve edemediğim içinde yazamam. Benim imgelem biçimim de böyledir. Eğilmez, bükülmez, alçalmaz, şeytana uymayan mutlakfaziletlerin yeryüzünde bulunduğuna inanmadığım için hikâyelerimvasatın üstüne çıkamamıştır.

Örneğin Corboccio adlı yapıtımda ümit verip sonunda vaadini tutmayan, salt gönül eğlendirmek için seviyormuş gibi görünen dul bir kadından intikam almak düşüncesiyle yazılmıştır.”

“Sevgili Dostum,  burada yanılmıyorsan o dul kadın da ilk âşık olduğun dul kadından bir başkası değildir. Bu aşkta ne kadar da derin yaralar almışsın. Sever gibi görünen ama sevmeyen dul kadın. Sevgi senin için ne kadar da önemli. Doğru olarak  ve doğru insan tarafından sevilmenin önemini kavrıyoruz. Sen ne annen tarafından ne de baban tarafından doğru sevilmediğin gibi doğru anlaşılamadın da. Öyle ki doğru sevildiğin dostların tarafından da terk edildin hayatının en zor günlerinde. Kıskançlığın olmadığı için sevdiklerini doğru sevdin.

. İçindeki sevgi boşluğunu bu yüzden dostların dolduramamış.

“VitadiDante hakkında neler düşünüyor GiovanniBoccaccio?”

Dante’nin hayatına dair kıymetli bilgileri yazsam da bu iki eserimde zayıf eserlerim arasındadır.Şiirlerimi Le Rime adı altında topladığım şiirlerim. İçlerinden beğendiğim pek çok şiir de vardır. Bu saydıklarım İtalyanca olarak yazdığım yapıtlardır. Latince olarak kaleme aldığım BucoliconCarm’da  (1351-1367) çeşitli mevzuları ele aldığım on altı şiiriiçerir.   

Şekil itibarıyla manzum olan şiirler , Petrarca’nın sevimli ve canlı üslubundan bir hayli uzaktır.

Tanınmış kadınlar ‘ı romanlaştırdım.Bu yapıt fıkralaştırılmış biyografilerden ibarettir. De genealogiisdeorumgentium .( Putatapıcılık devrine dair açıklamalar yaptım.  İtalyanca ve Latince dillerinde yazdığım bazı eserlerim de yok değil.”

“Sevgili dostum,  sanatın hakkındaki düşüncelerini benimle paylaşır mısın?”

“Sevgili Bedriye,  gençlik yapıtlarımda geniş ufuklar ve çeşitli ilhamlar peşinde çok koştum. O dönemlerimde somut olgulara adadım kendimi.‘Epik polemikler yaratmak alegorik temaşalar meydana getirmek emelindeydim.’”

“Sevgili dostum,  aklındaki hayalleri yazarak ölümsüzleştirecek derinlik yoktu sende. Sen de hayatın boyunca duygunun değil bilginin peşinde koşmuşsun. Hatta bilgiye tapmışsın. Bak bu alıntı senin sanat çizgini çok güzel yansıtıyor:

                                               Halk topluluklarını harplere ve türlü maceralara sürükleyen kudretli kahramanlıkların esasını, özünü teşkil eden çizgi ve vasıfları kavramadığı için epopeye canveren ana unsurdan mahrumdu. Hayatı tabiat üstü bir kuvvetle sarılmış, onu her an esrarlı bir iradenin bükülmez bir azmin sürükleyişine boyun eğmiş göremediği içi de, Dante gibi yüksek alegorik temaşalara girişince, nefesi kesilmekte, yarı yolda kalmaktadır.

Sen dostum hayatın çeşitli kulvarlarında yeteri derecede koştun yapıtlarında.Konuları tek tek ele aldığında sanatçı dehan kendini gösteriyordu. Senin büyüklüğün yapıtlarını hümanist görüşte yazmandır. Adilikleri, kötülükleri, yalanları, ikiyüzlülükleri gülerek karşılıyorsun ama o batağa girmiyorsun. Kendi değerlerine sıkı sıkıya bağlısın. İnsanların ağlamasını değil, gülmesini istiyorsun. Herkesin doymasından yanasın.  Herkes senin gibiinsanlığa yüreğinde yer açsaydı kimse sokakta kalmadığı gibi aç da kalmazdı. Bir Ortaçağ insanı olarak hayal ettiğin dünyaya günümüzde de ulaşamadık. Senin asıl dehan duygu ve düşüncelerinde insanlığı koyduğun yerle sınırlıdır.Al işte Decameron!Ortaçağda yaşamasına göre içeriği bakımından günümüzde bile geçerliliğini koruyor.

. Ahlak senin için de oldukçaönemli. Bu bakımdan bazı hikâyeleri müstehcen bulduğun için yazmıyorsun.

                                    Hayatı iyi vefena taraflarıyla olduğugibi elealıyor ve açık dediğimiz eserlerini yaratırken, çıplak resim veya heykeller vücuda getiren bir ressam veya heykeltıraş gibisırf estetik düsturlarına önem veriyordu.

 

Gerçek hayatta yapıtlarında olduğu gibi her duygu karşıtıyla birlikte el ele kol kola yürümektedir.  Seni ölümsüz kılan eserin Decameron’dur. Güzel huyun vegüzel ahlakınla da iz bırakıyorsun. Senin de evlilik dışı çocukların oluyor.Taparcasına sevdiğin Dante’yi “Tanrısal Komedya” payesi vererek insanlara ulaştıran da sensin. Bununla birlikte “Decameron’un natüralist sanat sahasında Avrupa’davücudagetirilmiş ilk şaheser olduğunu da unutmamak gerekiyor.”Dünyada ilk hikâyeci ve romancı olarak biliniyorsun.

  Sen yanlış bir çağda yaşamamışsın. Günümüzde yaşasaydın da aynı yalnızlığı aynı kirliliği aynı ikiyüzlülüğün içinde yaşardın, belki de aynı şeyleri yazardın yapıtlarında. Senin en büyük hüznün annenle çocukluğunu geçirememek olmuş. Yapıtlarının yazık ki Türkçe çevirisini okudum dilde oldukça başarılısın. Konularını direkt hayatın içinden alıyorsun. İnsan yanına gelince yapıtlarından daha değerli insan yanın. İnsanlara anlatamadığın güzel yanlarını yapıtların insanlara anlatıyor.  Yirmi birinci yüzyılda senin tanımadığın bir dizi dostun var. Dostluklara değer veren biriolarak bundan daha büyük bir mükâfat düşünüyor musun? Ben düşünmüyorum. Sevgiyle kal sevgili dostum. “

“Sevgili Bedriye, seninle iki kadim dost gibi söyleştik. Riyakârlıktayirmi birinci yüzyılın bizim yüzyılımızdan pek de farkı yokmuş . İyi ki yaşam serüvenimi kendi dönemimde tamamlamışım. Benim en büyük ezikliğim evlilik dışı yaptığım çocuklarıma gerekli babalığı yapamamış olmamdır. İnsan yıllar sonra da olsa kendi hatalarıyla yüzleşiyor. Yazık ki insanlarınbazı şeyleri düzeltme şansı olmuyor. Sen de sevgiyle kal. Seninle zaman zaman görüşmek istiyorum. Bir sonraki buluşmamızdagörüşmek üzere, sevgiyle kal.

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder