
Ortaçağ
Hümanisti: Giovanni Boccaccio
Bedriye
Korkankorkmaz
Hayatımda
ilk kez gemiyle seyahat ediyorum. Geminin güvertesine çıkmış denizi
seyrediyorum. Yalnız yolculuk etmekten sıkılıyorum. Herkes çift olarak seyahat
ediyor. Elimde şair/yazar Giovanni Boccaccio hakkında yazılan kitapla onun
hakkında yaptığım çalışmalarım var. Ayaktayım. Güvertedekiler oldukça neşeli.
Onların neşeli yüzleri benim yüzümdeki çizgileri yumuşatıyor.Hüzünler hayatı
terk etmiş gibi geliyor bana. Seyahat etmenin insanlara ne kadar iyi geldiğini
düşünüyorum içimde. Benimle birlikte ayakta duranlarla seyahate dair sohbet
ediyoruz. Herkeste bir heyecan, bir telaş var.
Bu telaşı özlemişim.Kötülüklerin bulunmadığı bir dünya. Kimse kimseye
ilişmiyor; kimse kimsenin hayatına dâhil olmuyor.Yolcular birbirlerine saygılı
davranıyor.Kavgadan ve kargaşadan uzak olmak ruhumu dinlendiriyor. Çocukların
neşesine konuk oluyorum. Onların çocukluklarında kendi çocukluğumu yaşıyorum.
Denizin dibindeki dalgalar geminin altında suyun yüzüne çıkıyor. Bir an dalgıç
olmak istiyorum denizin altındaki derinliği görmek ve o güzelliklerden nasibimi
almak için. Oan yanımda duran bey bana gülümsüyor. Ben de ona gülümsüyorum.
“Yüzünüzdeki manzaraya bakıyorum da oldukça karışık düşüncelerle
cebelleşiyorsunuz” diyor. Ben de “Evet” diyorum.“Dalgıç olmak istiyorum.”
Gülüyor. “Korkmazsanız sizinle denizin derinliklerine dalabiliriz” diyor. “ Korkuyorum”
diyorum. “Ben güvenilir bir kimseyim. Dahası siz bana güveniyorsunuz.” “ Benim
size güvendiğimi nereden çıkartıyorsunuz? “ Elinizdeki notlardan” diyor. O an
zaman duruyor. Soluğum hızlanıyor. İçimde acabalar çoğalıyor. O gözleriyle “Benim”
diyor. O an ona sarılıyorum. Gerçekten de GiovanniBoccaccio, başkası değil
yanımdaki bey. Verilen moladan
yararlanarak bedenlerimizi denizin dalgalarına bırakıyoruz. Ben gemiden
uzaklaşmıyorum ama oderinliklere açılıyor. Yorulmuş olacak ki yanıma geliyor.
Islak üstüyle. Sular akıyordu üstlerimizden. Ben kamarama çıkıyorum o da
arkamdan geliyor odasına gitmek için. Bir saat sonra geminin güvertesinde
buluşuyoruz.Ben ona ilk sorumu soruyorum: “Sevgili Boccaccio ailen ve geçmişin hakkında
neler söylemek istersin bana?”
“Sevgili
Bedriye, öncelikle benim ruhumu çağırdığın için sana teşekkür ediyorum.
Yıllardır kimseyle sohbet etmiyordum.Seninle konuşmak bana da iyi gelecek. Ben16 Haziran 1313 yılında Paris’te dünyaya geliyorum.
Babam tüccardı. Ben evlilik dışı bir
çocuğum. Sevgilisini terk eden babam beniyanına alıp Floransa’yadönüyor. Babam
benim kendisi gibi tüccar olmamı istiyor. Ticaret hayatına atıldım bir dönem
ama ticareti sevmedim/ sevmiyorum . Babam da bu amacından vazgeçip Mezheplerhukuku öğrenmemi istiyor.Babamın bu
kararı da beni memnun etmiyor. Yaradılışımda var olan şairlik “ruhumu”özgür
kılıyordu. Sanata ve ilime meraklıydım.Ben de Napoli’dedeki bilginlerle kadim
dostluklar geliştiyorum. Buradaki
ilişkilerim sayesinde kafamdaki sanat düşüncem olgunlaşıyordu. Öyle ki öğrenme ve çalışma isteğiyle yanıp
tutuşuyordum. Tahsil görememiş olmak beni yaralamıyordu. Kendi kendimi yetiştirdim.Özel hayatım da
oldukça renkli geçiyordu. İlk aşkım Mariaadında birkadındı. İlk görüşte âşık olduğum Maria’yı elde
etmeyi başardım ama o beni terk etti. Bozulan işlerinden dolayı babamın yanına
gelsem de kısa bir süre sonra izimi kaybetmeyi başarıyorum. Babamın ölümünün
akabinde Floransa’ya geridönüyorum. Babamın iflası yüzünden geçim sıkıntısı
çekiyorum vebana teklif edilen memuriyeti kabul ediyorum. Hayatıma giriyor sevgili dostum Petrarca. Bir
diplomat olarak bu ailenin devletçe el konulan mallarınınkendilerine geri
verilmesinde başarılı oluyorum. Bir rahibin kâhini yüzünden sıkıntı çekiyorum.
Rahibe göre erken yaşta öleceğim. Günahlarımı
affetmesi için bir süre kendimi Tanrı’ya adıyorum.
Ciddi
bilimsel eserler yaratma sürecine giriyorum. Artık şiirleri, romanları ve
hikâyelerigözümgörmüyor. 1326 yılında kendime dolgun bir maaşla iş bulmak
amacıyla Napoli’ye gidiyorum ama eli boş olarak geri dönüyorum. 1373 yılında
Dante’ninİlahi Komedya’sını halka
izah etme görevini seve seve kabul ediyorum. İlk konferansımı BadiaKilisesi’nde
veriyorum. Sağlık sorunlarımdan dolayı
konferans vermeye de son veriyorum. Kadim dostumPetrarca’nın ölümünün akabinde
sarsılıyorum.21 Aralık 1375 yılında 62 yaşında Floransa’nın az uzağındaki küçük
bir şehir olan Certaldo’da ölüyorum. Sıcak kanlı, açık kalpli, dürüst neşeli
bir insanım. İçindeki sevinç ve coşkuyu yanındakilere yansıtan bir mizaca
sahibim. Buna karşı kendim başkalarını güldürdüğümgibi gülmüyorum.
“Sevgili
Dostum, dostluklara/ dostlarına bağlı olduğunu biliyorum. Dostluklar
konusundaki düşüncelerini benimle paylaşır mısın?”
“Hayatım
boyunca tek servetin eserlerim değil, dostlarım oldu. Dostluklarım uzun
solukluydu. İnsanların hatalarını kolay affediyordum. Kıskançlığım ve kibrim
yoktu. Dönemin tanınmış birçok yazarı benim dostumdu. Dostluklarımı menfaat
üzerine kurmadığım için ciddi anlamda geçim sıkıntısı çektim. Her konuda
oldukça derin bilgim vardı. Eski Yunan eserlerininbirçoğunu yitip gitmekten
kurtardım. İnsanlık benim için yapıtlardan da önemliydi. İnsanları kırmayı
sevmiyordum. İncinmekten de incitilmekten de korkuyordum. İçimdeki güzelliklere
yakışır bir dünya hayal ediyordum. Tüm bu güzel düşüncelerime karşı çok
yalnızdım.
“Yapıtların
konusunda neler söylemek istersin sevgili dostum.”
“Yapıtlarımı
iki kısımda ele almanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Gençliğimde ve olgunluk çağımda hikâyeci,
romancı ve şairdim. Bu dönemki yapıtlarımdaki tema aşktı. Olgunluk dönemi
yapıtlarımda ise bilimsel yapıtlar yazdım. Beni şiire kazandıran ilk öğretmenlerim
Vergilius’la Dante olmuştur. Vergilius’ta tüm eski devirler, Dante’de ise tüm Ortaçağ
ifadelerini buldum. Napoli’deki bilimsel çevreyi yakından tanıyınca adeta
nutkum tutuldu. Hayallerim oldu Bedriye. En büyük hayalim Lucianusya da
Lividius gibiyazarların bilgeliğine yakışır türden yapıtlar vermekti. Eğer
babam beni tüccar yapmakta bu kadar direnmeseydi o zamanlarda çok daha
derinliği olan yapıtlar yazardım. En
büyük üzüntüm hikâye, roman ve şiirlerimi gönlüme göre yazamayışımdır. İnsanın
içini yazamamak kadar hiçbir şey incitmiyor Bedriye. 1341-1342 yılında Ninfaled’Ameto ile Amorosavisione adlı yapıtlarım çıktı. Yapıtlarımın içeriği mazlum
ve mensur parçalardan oluşuyordu. Aşkı ve sevgiliyi konu alıyorum bu
yapıtlarda. Fiammetta eserimi de
tamamlıyorum. Bu yapıtta sevgilimin beni
terk edişini yazıyorum. Acı bir aşk öyküsüdür bu. Büyük bir aşkla seven ama sevgilisi
tarafından terk edilen erkek bendim. Yapıtlarım bilginin gölgesinde kalmamış
olsalardı daha özgün olacaklardı. Benim asıl şöhretim Decameron’la başlar ve yayılır.
Eserin büyük bölümünü1348-1353 yılları arasında yazdım. Bizim
dönemimizde bir yapıtta koyduğun öykü sayısı çök önemliydi. Ben de Decameron’a yüz hikâye koydum. Görünüşte olmasa da özde esere birlik
sağlamak amacı güdüyordu bu davranışım. Yapıtın önsözüne şunları yazdım:
Bu
yüz hikaye, masal, parabol kıssa veya ne isterseniz, yedisi kadın, üçü erkek olmak üzere on
gençten mürekkep bir grup tarafından veba salgınının devam ettiği sıralarda
nakledilmiştir. Bu hikâyelerde, tatlı acı
aşk maceralarıyla birlikte yeni zamanlara olduğu kadar eski zamanlara ait daha
bir sürü dağdağalı vaka ve olaylar anlatılacaktır.”
Bu on
genç 1348 yılında bir sabah vakti Floransa’daki Santa Maria Kilisesi’nde
buluşmuşlar o dönemde veba salgını ortalığa ölüm saçmaktadır. Hayatı seven bu
gençlerin serüvenleri anlatılıyor yapıtta.
Ben ölüm
korkusu yerine neşeyi seçtim. Bu bir duruştu Bedriye. O dönemde bu yapıta dair bazı söylentiler
çıktı. Aşk yerine şehvet, fazilet yerine kötülük, vicdan yerine haset, asalet yerine türlü
türlüentrikaların anlatıldığı söylenmiştir.
Ben her şeyden evvel yapıtımda oldukça samimiydim. Gözlerimin
gördüklerini yansıttım yapıtta. Hikâyelerimden bazılarında rahiplerin
söyledikleriyle yaptıkları arasındaki samimiyetsizlikleri vurguladım.
Kendilerini Allah’ın adamı olarak gösteren bu insanlar yapmamaları gereken
birçok şeyi yapıyorlardı. Bana göre hile karışıyordu görevlerine. Yine eserimde insanlığı kasıp kavuran
çeşitliiçgüdülere, deliliklere, ahlaksızlıklara yer verirken ana temayı aşk
üzerinde kurguladım. Ben hissetmediğim bir duyguyu tasvir edemem ve edemediğim
içinde yazamam. Benim imgelem biçimim de böyledir. Eğilmez, bükülmez, alçalmaz,
şeytana uymayan mutlakfaziletlerin yeryüzünde bulunduğuna inanmadığım için
hikâyelerimvasatın üstüne çıkamamıştır.
Örneğin Corboccio adlı yapıtımda ümit verip
sonunda vaadini tutmayan, salt gönül eğlendirmek için seviyormuş gibi görünen
dul bir kadından intikam almak düşüncesiyle yazılmıştır.”
“Sevgili
Dostum, burada yanılmıyorsan o dul kadın
da ilk âşık olduğun dul kadından bir başkası değildir. Bu aşkta ne kadar da
derin yaralar almışsın. Sever gibi görünen ama sevmeyen dul kadın. Sevgi senin
için ne kadar da önemli. Doğru olarak ve
doğru insan tarafından sevilmenin önemini kavrıyoruz. Sen ne annen tarafından
ne de baban tarafından doğru sevilmediğin gibi doğru anlaşılamadın da. Öyle ki
doğru sevildiğin dostların tarafından da terk edildin hayatının en zor
günlerinde. Kıskançlığın olmadığı için sevdiklerini doğru sevdin.
.
İçindeki sevgi boşluğunu bu yüzden dostların dolduramamış.
“VitadiDante
hakkında neler düşünüyor GiovanniBoccaccio?”
Dante’nin
hayatına dair kıymetli bilgileri yazsam da bu iki eserimde zayıf eserlerim
arasındadır.Şiirlerimi Le Rime adı altında topladığım şiirlerim. İçlerinden
beğendiğim pek çok şiir de vardır. Bu saydıklarım İtalyanca olarak yazdığım
yapıtlardır. Latince olarak kaleme aldığım BucoliconCarm’da (1351-1367) çeşitli mevzuları ele aldığım on
altı şiiriiçerir.
Şekil
itibarıyla manzum olan şiirler , Petrarca’nın sevimli ve canlı üslubundan bir
hayli uzaktır.
Tanınmış
kadınlar ‘ı romanlaştırdım.Bu yapıt fıkralaştırılmış biyografilerden ibarettir.
De genealogiisdeorumgentium .( Putatapıcılık devrine dair açıklamalar
yaptım. İtalyanca ve Latince dillerinde
yazdığım bazı eserlerim de yok değil.”
“Sevgili
dostum, sanatın hakkındaki düşüncelerini
benimle paylaşır mısın?”
“Sevgili
Bedriye, gençlik yapıtlarımda geniş
ufuklar ve çeşitli ilhamlar peşinde çok koştum. O dönemlerimde somut olgulara
adadım kendimi.‘Epik polemikler yaratmak alegorik temaşalar meydana getirmek
emelindeydim.’”
“Sevgili
dostum, aklındaki hayalleri yazarak
ölümsüzleştirecek derinlik yoktu sende. Sen de hayatın boyunca duygunun değil
bilginin peşinde koşmuşsun. Hatta bilgiye tapmışsın. Bak bu alıntı senin sanat
çizgini çok güzel yansıtıyor:
Halk
topluluklarını harplere ve türlü maceralara sürükleyen kudretli
kahramanlıkların esasını, özünü teşkil eden çizgi ve vasıfları kavramadığı için
epopeye canveren ana unsurdan mahrumdu. Hayatı tabiat üstü bir kuvvetle sarılmış,
onu her an esrarlı bir iradenin bükülmez bir azmin sürükleyişine boyun eğmiş
göremediği içi de, Dante gibi yüksek alegorik temaşalara girişince, nefesi
kesilmekte, yarı yolda kalmaktadır.
Sen
dostum hayatın çeşitli kulvarlarında yeteri derecede koştun yapıtlarında.Konuları
tek tek ele aldığında sanatçı dehan kendini gösteriyordu. Senin büyüklüğün
yapıtlarını hümanist görüşte yazmandır. Adilikleri, kötülükleri, yalanları, ikiyüzlülükleri
gülerek karşılıyorsun ama o batağa girmiyorsun. Kendi değerlerine sıkı sıkıya
bağlısın. İnsanların ağlamasını değil, gülmesini istiyorsun. Herkesin
doymasından yanasın. Herkes senin
gibiinsanlığa yüreğinde yer açsaydı kimse sokakta kalmadığı gibi aç da
kalmazdı. Bir Ortaçağ insanı olarak hayal ettiğin dünyaya günümüzde de
ulaşamadık. Senin asıl dehan duygu ve düşüncelerinde insanlığı koyduğun yerle
sınırlıdır.Al işte Decameron!Ortaçağda yaşamasına göre içeriği bakımından
günümüzde bile geçerliliğini koruyor.
. Ahlak
senin için de oldukçaönemli. Bu bakımdan bazı hikâyeleri müstehcen bulduğun
için yazmıyorsun.
Hayatı
iyi vefena taraflarıyla olduğugibi elealıyor ve açık dediğimiz eserlerini
yaratırken, çıplak resim veya heykeller vücuda getiren bir ressam veya
heykeltıraş gibisırf estetik düsturlarına önem veriyordu.
Gerçek
hayatta yapıtlarında olduğu gibi her duygu karşıtıyla birlikte el ele kol kola
yürümektedir. Seni ölümsüz kılan eserin
Decameron’dur. Güzel huyun vegüzel ahlakınla da iz bırakıyorsun. Senin de
evlilik dışı çocukların oluyor.Taparcasına sevdiğin Dante’yi “Tanrısal Komedya”
payesi vererek insanlara ulaştıran da sensin. Bununla birlikte “Decameron’un
natüralist sanat sahasında Avrupa’davücudagetirilmiş ilk şaheser olduğunu da
unutmamak gerekiyor.”Dünyada ilk hikâyeci ve romancı olarak biliniyorsun.
Sen yanlış bir çağda yaşamamışsın. Günümüzde
yaşasaydın da aynı yalnızlığı aynı kirliliği aynı ikiyüzlülüğün içinde
yaşardın, belki de aynı şeyleri yazardın yapıtlarında. Senin en büyük hüznün
annenle çocukluğunu geçirememek olmuş. Yapıtlarının yazık ki Türkçe çevirisini
okudum dilde oldukça başarılısın. Konularını direkt hayatın içinden alıyorsun.
İnsan yanına gelince yapıtlarından daha değerli insan yanın. İnsanlara
anlatamadığın güzel yanlarını yapıtların insanlara anlatıyor. Yirmi birinci yüzyılda senin tanımadığın bir
dizi dostun var. Dostluklara değer veren biriolarak bundan daha büyük bir
mükâfat düşünüyor musun? Ben düşünmüyorum. Sevgiyle kal sevgili dostum. “
“Sevgili
Bedriye, seninle iki kadim dost gibi söyleştik. Riyakârlıktayirmi birinci
yüzyılın bizim yüzyılımızdan pek de farkı yokmuş . İyi ki yaşam serüvenimi
kendi dönemimde tamamlamışım. Benim en büyük ezikliğim evlilik dışı yaptığım
çocuklarıma gerekli babalığı yapamamış olmamdır. İnsan yıllar sonra da olsa
kendi hatalarıyla yüzleşiyor. Yazık ki insanlarınbazı şeyleri düzeltme şansı
olmuyor. Sen de sevgiyle kal. Seninle zaman zaman görüşmek istiyorum. Bir
sonraki buluşmamızdagörüşmek üzere, sevgiyle kal.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder