27 Mart 2017 Pazartesi

Patika Dergisi Ocak Şubat 2017 Sayısında yayımlanan yazım




Ölümüyle İsa’ya Kavuşan İnsan: Pascal

Bedriye Korkankorkmaz

Her yıl benim hayatımda önemi olan bir dostumun ölümünü anıyorum kendimce. Yalnız yaptığım bu anma törenleri benden başka kimseye cazip gelmiyor. Ahdevefa benim için çok önemlidir. Yapıtlarıyla dünya yazınına adlarını altın harflerle yazdırmış olanların yapıtlarını okurken duyumsadığım mutluluğa karşı sorumlu hissediyorum kendimi bir okur olarak. Unutulmak acımasızlığın büyüğüdür. Bu duyguyu  çok yakından tanıyorum. Bu akşam da sevgili yazın dostum Pascal’ı anıyordum fakirhanemde.Baharın bu en güzel günlerini yaşarken bahar akşamlarının o doyumsuz çiçek kokan havasını da seviyorum. Ruhumu soluduğum bu havayla dolduruyorum, ciğerime çekerken bahar akşamlarını. Beni nerelere, kimlere götürmez ki… Yaşarken değerini bilmediğimiz, bu dünyadan küs gitmiş ne çok insan vardır. Geçmişin yaralarını ancak vefa göstererek sarabilirim diye düşünüyorum

 Sevgili dostum Pascalda böyle bir bahar akşamında konuk oldu bana. Yaşayan her canlının dramı kendine özgüdür ve kendi yanında değerlidir. O, gelişiyle odama sabahların aydınlığıyla deyişlerin ölümsüzlüğünü getirdi. Üstündeki koku yağmur sonrası toprağının kokusunu aratmıyordu. Varlığıyla içime beni terk ettiğini düşündüğüm huzuru getirdi. Elini tuttum insan sıcaklığını duyumsadım yüreğimin derinliklerinde. Bir yontunun önünde diz çöker gibi ikimizde yere bağdaş kurduk. Issız kasabalar gibiydik ikimizde. Her ikimizin yüreğinde de köylerin masumiyeti vardı. En önemlisi her ikimizde hüznün hakkını layığıyla vermiştik. Kelimelerimize yansıyan olgunluğu besleyen besinin hüzün olduğunu biliyorduk. Ölümün bile bizden alamadığı ölümsüz ruhlarımızla bir araya gelmiştik. Yer soframızda sadece yaşadıklarımız vardı. “Yaşarken benim tek uğraşım ruhum olmuştur” diyerek sessizliğin mührünü kırdı Pascal. O an yüzüne yansıyan kaygılarınfarkına vardım. İnsanlık için kaygılanan ölümsüz bir ruh. Gökyüzü gibi aydınlık yüzünde bir yara gibi duruyordu. Sesi titriyordu o konuşurken, tıpkı yüzündeki mimikler gibi. Ruhuna sadık kalmış bir insanın iç huzuru hâkimdi içinde. Yüreği ruhu ölümsüz olanların cennetiydi. O, toprağın kemikleriniçürütemediğini görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Hayatı boyunca hakikat ve adalet uğruna verdiği mücadeleden asla yorgun düşmemişti ruhu. O nasıl bir direngenliktir Tanrım! İçimden Tanrı bile onu ölümsüzlükle bu yüzden ödüllendirmişti diye düşündüm. Ruhunda yapmacık duygulara yer yoktu. Ruhu kalıcı tüm duygu ve ruhların ev sahipliğini yapmış olmakla kalmamış kendisi gibi hakikat ve adalet yüzünden acı çekenlerin acılarını kendine sermaye edinmişti.  Korkunun zerresini içinde barındırmamış bu insanın karşısında saygımdan ayağa kalktım ve onu ayakta alkışladım. Anladım ki bedel ödemeden hiçbir ruh olgunlaşmıyor ve hiçbir gücü küçümsemiyor. İnsan doğarken değil ölürken yaşadıklarına gömülüyor. Bu gerçeği Pascal’dan daha iyi kim bilebilir.

   Yüzü uzak köyleri andıran bu insanın içinde her canlılık bir başka canlı duyguyla birleşmişti.  Hayatta sahip olduğu en büyük üstünlüğün ruhu olduğunu biliyordu. Yüzündeki sert çizgilerinin aksine içinde kendine has duygusallığının getirdiği yumuşaklığı taşıyordu. KendisiniDescartes ile Condé’ye benzetenlere içten içe gülüyordu. Bu yüzleri kendi ateşli taraftarlarının aynası olarak algılıyordu. Görme yeteneğini keskinleştirmek için görmek ve gördükleri üzerinde düşünce üretmekti yaşama nedeni. Pascal yüreğini yüzünde taşıyanlardandı. Beni ziyaret etmesinin nedeni de benim de ruhumu yüzümde taşımam olmuş.“Sevgili Bedriye, ruhunu yüzünde taşıman seni benim için önemliden ziyade dostum yapıyor. Yaşarken bu vasıflara sahip insanları bulman ne kadar zorsa ölürken de yaşayanlar arasında bulmak o kadar zor oluyor. Senin kahrın yaşlandırdığı ruhunu benden başka kim anlayabilir? Bilmez miyim maskesiz hayatın zorluklarını. Hüzne teslim olmuş bakışlarımdan sen ne kadar etkilenmişsen ben de senin yüzünün teslim olduğu hüzünlü bakıştan o kadar etkilendim. Aykırı bakışların bir suratta toplanmasını inanılmaz buluyorum! Düşünsene sıra dışı olan ruhun gibi yüzünde sıra dışı! AhBedriye, yaşarken ölümü çok aradım ona ulaşmak için didindim durdum. Ölüm benim için kadın yüzüydü. Erkeksi yüzüm yaşarken ben kadın yüzüme kavuşmak istiyordum. Kadın yüzümdeki huzura ermek istiyordum. Erdim de. Ölürken bir elimi ölüm, diğerini İsa tuttu. Varlığım ve ruhumla İsa’ya teslim oldum.”

Sevgili Blaise Pascal, geçmişine dair yaptığım araştırmaları seninle paylaşmak istiyorum.  19 Haziran[doğum tarihlerimiz aynı Pascal’la] 1623’teClermont-Ferrand’da doğmuş ve annen  Antoinette Begon’u üç yaşındayken kaybetmişsin. Fransız matematikçi, fizikçi, yazar ve Hıristiyan filozofu veHıristiyan düşünürüsün. En bilinen temel eserin Düşünceler'dir. 16 yaşındayken konikler üzerine bir inceleme yazıyorsun. 1642'de 19 yaşında iken vergi tahsildarı babasının işini kolaylaştıracak, dişliler ve tekerleklerden oluşan mekanik bir hesap makinesi tasarlıyorsun. Matematikle uğraşan babanla birlikte Paris Mersenne Akademisi'ne kabul ediliyorsun. En büyük kutsallık insandır. Senin modern ekonomiyle sosyal bilimlerin gelişmesinde hatırı sayılır rolün oluyor. Paris’teki PèreMersenne’e gönderdin. Bu çalışma bugün hâlâPascal Teoremi olarak bilinmektedir. Teorem, eğer bir hexagon (6 köşeli yıldız) bir çemberin içine çizilirse zıt taraflardaki üç kesişim noktasının Pascal çizgisi denilen bir düz çizgi üzerinde olduğunu söyler. Yine yaptığın tüm çalışmalar nitelik bakımından yaşının öylesine üstündedir ki şaşırmamak elde değil. Bu yüzden Descartes o çalışmaları senin değil de babanın yaptığına dair ikileme düşer. Sen kendinin yaptığının ispatını ortaya koyduğunda ise Descartes“Koniklerle ilgili ispatları diğer eski düşünürlerden daha uygun bir şekilde sunmasını ilginç bulmuyorum, ancak bu konudaki diğer hususlar pek 16 yaşındaki bir çocuğun aklına gelebilecek şeyler değil” Demiştir. Sadece bu mu? Henüz on dokuz yaşında bile değilken babanın yorucu işlerine yardımcı olmak için toplama ve çıkarma yapabilen mekanik bir hesap makinesi geliştiriyorsun.1653 yılındaki Traitédutrianglearithmétique diye geçen Aritmetik üçgen üzerinde yaptığın  incelemen , binom çarpanlarını uygun bir tablo halinde tanıtıyor  (Pascal üçgeni).Dini tecrübelerini kullanarak felsefe ve teoloji alanında etkileyici çalışmalarda bulundun dostum. Aynı yıl aritmetik üçgen üzerine de önemli bir bilimsel eser yazdın. Üretmekte oldukça verimli geçen yıllardı.Bu yıllarda henüz hastalığınla mücadele etmiyordun. 1654-1651 babanı kaybettiğin yıllardı. Baban mirasını senin vasiliğini yaptığı Jacqueline’e bıraktı.Böylelikle Jacqueline, yakında Port-Royal’ınJansenist rahibe manastırına aday olacağını açıkladı. Bu, münzevi hayatının başladığı anlamına geliyordu. Hatta T.S. Eliot hayatının bu döneminde seni“Münzeviler arasında bir dünya adamı, dünya adamları arasında bir münzevi” şeklinde tanımlamıştır. Münzevi yaşam tarzını özetlemeye kalkarsam, insanın acı çekmesinin doğal ve gerekli olduğunu söyleyen bir inanca tekabül ediyor.  Acıyı yaşam biçimi olarak algıladığın için doktorların bakımını da reddediyorsun. Dostumun bilime katkılarının şerefine Pascal adı basınç birimine, bir programlama diline ve Pascal Kuralı’na (hidrostatikte önemli bir kural) veriliyor. Ayrıca,  Pascal üçgeni ve Pascal’ın kumarı da hâlâ senin adınıtaşıyor. Matematiğe yaptığın en etkileyici katkı olasılık kuramını geliştirmen olmuştur.Edebiyattaki katkılarına da değinmek istiyorum. Edebiyatta,  Fransız klasik döneminin en önemli yazarlarından biri olarak kabul ediliyorsun günümüzde de.  Bugün, Fransız düzyazısının en büyük ustalarından biri olarak okunuyorsun. Taşlamayı ve ince esprileri kullanım biçimin daha sonraki polemikçileri oldukça etkilemiştir. Edebi eserlerinin içeriği en iyi René Descartes’in rasyonalizmine karşı kuvvetli aykırılığıyla ve ana telafi edici felsefe olan empirizmin de önemli gerçekleri saptamadaki yetersizliği ile ilgili eş zamanlı iddialarınla hatırlanmaktır. Salt bu mu? Fransa’da, Blaise Pascal Chair denilen prestijli  ödüller, araştırmalarının ile de France bölgesinde yürütülmesi için olağanüstü uluslararası bilim adamlarına verilmektedir. Clermont-Ferrand’daki üniversitelerden birine seninadın verilmiştir. (Université Blaise Pascal)  Ontario, Kanada’daki University of Waterloo Pascal’ın adına her yıl matematik yarışması düzenlemektedir.”

“Tüm bu başarılara rağmen çok mu acı çekiyordun dostum?”

“Evet, Bedriyecik. Yaşarken insanlarla aramdaki uçurumunfarkına çok iyi varmıştım. Farkına varmak ve farkındalık kadar hiçbir şey insan ruhuna yük değildir. Ben senin düşündüğünden de soylu bir dünya hayal ediyordum. Benim hayal ettiğimin aksine oldukça buyurgan bir dünya vardı. Akılcı dünya Bedriye beni acımasız yaptı; çünkü akılcı dünya karşısında kendimi güçsüz hissediyordum. Korkularım vardı. Bak senin gibi ben de kendi derinliğimin karşısında korkuyordum. Ben önce kuşkulanır,  görür sonra da ölçüp biçerdim gördüklerimi. Benim gördüklerimi göremeyen akılcı dünyaya karşı öfke duyuyordum. Ben ne çektiysem anlama duygum ve duyarlılığımdan çektim. Sadece kendi ruh dünyama İsa eşitti; beni de oanlıyordu benim onu anladığım gibi. İsa ile bu yüzden birbirimizi terk etmedik. Dünyaya sonsuz kötülük, sonsuz kirlilik, sonsuz cehalet egemendi. Ben insana ve insanlığa güvendim hem de her seferinde. Değişimi zamanın babası olarak ilan ediyordum. Hani bir şey değişmemiş Bedriyecik. Benim yaşadığım sorunları şimdi sizler yaşıyorsunuz. Çağlar benim yarama merhem olsaydı insanlık bu denli yalnız olur muydu? Beni bugün bile ruhumu ayakta tutan İsa’ya olan inancımdır. İnancımı yitirdiğim gün Pascal gerçekten ölür. Artık seni duyamaz, diğer ölülerin arasına karışır. En büyük sermayemin başarım değil, manevi çilelerim olduğunu düşünüyorum ben. Babamla karşı her zaman saygılı oldum. Babam beni güçlü Hıristiyanlık inancıyla besledi ki ben babamın dini inancının mirasçısı oldum. Hayattaki en büyük korkum inançsızlıktır. İnançsızlık özünde hiçliği de getirir. Her türlü zorlukla mücadele edebilirsin, hiçlik hariç. Sırf bu yüzden Galileo ve Torricelli gibi ben de 1646’da “Kâinattaboşluk kabul etmedim.  Ve Aristoteles’in takipçilerini çürüttüm. Tüm çalışmalarım kabul edilmeden önce birçok tartışmaya vesile olmuştur.  Bana göre” insan, ya kendisine karşı dünyanın yanında yer almalı ya da kendisi için dünyaya karşı olmalıdır.”Ben benliğime herkesten daha güçlü sarsılmaz bağlarla bağlıyım. İnsanın gök katına çıkan yegâne parçası kalbidir. Beni üne kavuşturan Geometri’de sadece gücümü sınıyordum. Güç olarak algıladıklarımı da sadece düşmanım olarak gördüğüm kalbimde yargılıyordumÖnceden nesneleri inceleyerek olanları görmekte oldukça mahirdim. Ben bu tür zaferleri geçici buldum. Bu konuda referans aldığım saptama şudur: “Hiçbir yerde,  istemeden egemenolmakta vekalbini fakirkılmakta budenli büyük olmamıştı. Ama gelin görün ki,  dünya onu tanıyamadı, zira kendisi de bunun için gayret etmemişti.”

“Sevgili Pascal, ben de dünyanın tanımadığı insanlardan birisiyim. Tabii ki senin gibi tanınmamı gerekli kılacak üstün vasıflarım yok. Bu gerçekten yola çıkarak mütevazı olduğumu söyleme cesaretini göstermiyorum. Günümüzde senin yeteneğinden çok, büyük ruhunun dünya tarafından tanındığından şüphe duymuyorum. Güven senin için de çok önemlidir. Fakat sen güven duygusunun sadece asil ruhlara özgü erdem olduğunu düşünüyorsun. Senin en büyük gücün inandıkların ve yaşadıklarının doğruluğu konusunda asla kuşkuya düşmemek. Bu yüzden zayıf bir karaktere sahipdeğilsin. Akılla oyun oynanmadığını senden daha iyi kim bilebilir? Sen ya aklın yüceliğini takdir edersin ya da ona göz açtırmayacak şekilde ciddiye alırsın. Yine de ölüm anın da bile kalbindeki ihtiraslarını törpüleyememişti büyük ölçüde yaşadıkların. Senin ruhun ölümü küçümseyecek acılara acıyacak kadar yükseklere çıkmıştı. Ruh dışında tüm payeleri küçümsüyordun. Seninhassas yanın hükmedemediğin konulara dairdir. Gururuna düşkünlüğünü de anmadan geçemeyeceğim bu gece. Benim en sevdiğim yanın mekanik düşünenlerden nefret edişindir. Böyle düşünerek Descartes’tenhırsını aldığını farkındayım. Şu saptamayı sana anımsatmama izin ver: “ Ayrıca, Tanrı sisteminin gerekli olmadığını ortaya koymaktadır.  Descartes düşünce mekaniğine fazla yer veriyor,  geometriyi fazla yükümlü kılmıyor; Pascal tersine muhayyileyi ortadan kaldırıyor; Pascal ise Arşimet gibidir; kahramanı geometri düzeni içindedir:  Kendisini sadece buluşlarını yapmakla yükümlü hisseder; şekilleri seyretmeyi ister, kafa yorup ortaya koyduğu güçle bunların sayısının azaltılmasını arzular;  sembol olan şeyin, sorun olan objeyle geometri arasına girmesinden hoşlanmaz: Pascal, sonsuzu hesapetmenin eşiğini geçen ilk kişidir,  kendine özgü yollardan, aynı adımları atarak Newton ve Leibniz’in karşılaştığı yollardan gitmez, kendine özgü araçlarla sonsuzu hesaplamanın eşiğini aşar.”

“Evet, Bedriye benim geometride yaptığım da tam anlamıyla budur. Ben herkesin gittiği yollardan gitmeyi sevmem. Bu anlamıyla zoru seviyorum. Aziz olmayı seven ama Aziz olacağına inanmayan biriyim. Öyle ki ruhumun emrettiğini uygulamayan vücudumda hiçbir organın bana ait olduğunu hissetmiyordum. İrademe sahip olmaktan meftun olmuş bir ruh için sen ne söyleyebilirsin. Ben de söyleyecek söz bulamadım bu konuda. İç dünyambenim tek hazinemdir ve benden başkası iç dünyamı benim gözlerimle göremez; benim verdiğim değeri veremez içime. Sen beni bu anlamıyla şaşırttın. İç dünyamı benim gördüğüm gözle gördüğün ve benim verdiğim değeri verdiğin için seninle olmaktan mutluyum. Senin gibi ben de hüzünleri şimdilerde sevinçle karşılıyorum. Senin gibi herhangi bir konuda hükümdarlık edilmesine karşıyım. Unutma: Ahlakı kolay deşifre olan insan ölmeden önce ahlakı ölür. Sen zoru sevmeye devam et. Hele ki ahlakının çok zor olmasına özen göstermenin yegâneyolu ahlakını beslemekten geçer. Ahlak ile kalp birbirinin devamıdır. Karşına konulan engeller senin ahlakını daha zor yaptığı için sevinçle karşıla zorlukları. Zorlukların insan ruhunu ne kadar yücelttiğini bilseydi ya da görebilseydi, insanlar kolay bir hayat yaşamak istemezdi. Ben sadece Tanrı’ya ulaşmak istedim hayatımda. Herkes gibi ben de isyan ediyordum bana rağmen gelişen olaylardan ötürü. Bu yüzden de isyanlarımdan pişmanlık duymak beni Tanrı’nın karşısında her seferinde zor duruma koyuyordu. Tutkularımı büyük bir ustalıkla kendime saklıyordum. Bedriyebu dünyada yapmaya çalıştığın tüm güzellikler ancak ölümünle tamamlanır.  İhtiraslarla çok didiştim. Bana rağmen ölmeyen ihtiraslarımı düşmanlarım olarak algılıyordum. Merhametim de ihtirasım gibi yanlış anlaşılmıştır. Benim merhametim de özgür, bir o kadar da kederliydi. Kötülüğün zayıflığın sonucu yapıldığına inanıyorum. Kötü aynı zamanda mükemmelliğin ayağıdır zaman zaman da gözü. Bir insanı yargılarken adil olmaya özen gösteriyorum. Bir alıntı  “Daha çok hayranlık duyan bazı insanlar daPascal’dan neredeyse bir meslek edinmiş ve beğenilerine sunulan çeşitli objeler arasından seçim de yapmışlardır.  Onun inancını ve vardığı sonucu kabul etmişler; ama ne akla karşı kıyaslamalarını ne de bunun işleyişini kabullenmiyorlar. Yahut şüphe konusunda bu kadar cesur olmasını övüyorlar, kuşkulanması karşılığında, inandığı şeye pek de önem vermiyorlar. Fakat ayrılmış topluluklar olarak Pascal,  onların düşündüğügibi ne inanır ne de şüphe eder.Pascal’ın şüphesiinancın bakış acısıdır; inancı, şüphesiyle her türlü ilişki içindedir. Takdire şayan olan, Pascal’dan kötü söz etmemesidir; bir geometri üstadına ve filozofa yaraşır aşırı övgüler yapılmamıştır. Aslında, onlarda meslekmensuplarıydı, anlamadanpekâlâ övgüler yağdırabilirlerdi.”

“İşte böyle sevgili Bedriye. Ölümümün akabinde geldiğim yeri ne güzel özetliyor bu alıntı. Ben açıkça söylemek isterim ki kendi işlerimikendimyapmıyordum, bana hizmet ediyorlardı. Ayrıca sert olana ben de sertlikle karşılık veriyordum. Gerçekçilik karşısında hem mantıklı hem de ihtiyatlıydım.  Bazen Montaigne’i kıskanıyordum. Bu türden zayıf yanlarımda yok değil. Canlı olan tek şeyin iman olduğunu düşünüyorum ben. Hakikat arayışım hayatım boyuncahep sürmüştür. Aradığım tüm hakikatler İsa’ya çıkıyordu. Benimanladığım Tanrı herkesin ve tabiatta var olan her şeyin sonudur. Bu hakikat bütün insanlar için eşit bir biçimde gerçekleşmemiştir. Kalbiyle hissedenler için hakikat kusursuzdur, en önemlisi de benzersizdir. Kişi için bu tür bir hakikat tüm arayışlarını kavrar. Benliği ancak bu türden bir hakikat yok edebilir ve geriye kalanı da etkisiz hale getirir. Bana göre kalbi hoşnut eden bir inançtan yoksunsa insan aklı ile hayatının hiçbir anlamı yoktur. Benim nazarımda kişinin yaptığı her şeyi biricik kılan, Tanrısı için yaptıklarıdır. İsa sayesinde sadece Tanrı değil; kendimizi de tanıyoruz. Yaşarken hem hayatı hem de ölümü tanıma ayrıcalığına da İsa sayesinde vakıf oldum. Benim ağır başlı olduğumu söylüyorlar. Ama ben yalnız mutluluğa paye vermedim hayatımda. Ben insan da Tanrı’yı Tanrı’da insanı aradım. Kader sadece büyük ruhların mükâfatıdır. Çile insan kalbini sevgiyle dolduruyorsa anlamlıdır. Azizlik mertebesine ulaşmayı mütevazılığımdan ödün vermemek için istemiyordum. Acıyı kalbimin derinliklerinde hissettiğim anlarımda mutluydum. Benim mutluluk anlayışım zevklerimden arınmak olmuştur. Her zaman canlı oldum; kendimi bildim bileli hiç uyuşuk olmadım. Ailemin tüm kadınları benim gözümde kutsaldı. Yalnız yaşamayı sevdim. Yoksul insanlarla odama çekilmekten de gurur duyuyordum. Kendi halinde yaşamak tam da bana göre. Bir ölçüde korunaksız yaşamakla kendimi daha yakından tanıyacağıma inandım. Gereğinden fazla sevilmekten de ürktüm. Benliğimin tek efendisi olmak istiyordum. Böyle davranmamın nedeni bu. Böyle davranışlarım sayesinde beni ben yapan varımı ve yoğumu yitirmedim.  Para harcamayı değil toplamayı tercih ettim ben. Hakkımdaki övgüleri sakinlikle karşılıyordum. Sevilmeye layık bir insan olduğum sırrını kendime sakladım. Aşktaki mükemmel ıstırap bile mükâfattır. Benim kalp münzeviliğimi bu yolla garanti altına alıyordum. Yaptığım hiçbir şeyi başımdan savar gibi yapmıyordum. Sana dedim ya benim tek düşmanlarım ihtiraslarımdır. Ben hayatım boyunca şiddetli hırs, titreme, beni yiyip bitiren kalbimin hüzünlü zevkleri içinde yaşadım.”

“Sevgili Pascal, seni kendime şimdi daha yakın hissediyorum. Senin geometri dâhil olmak üzere tüm üstünlüklerinden korkmuyorum. Hayatı boyunca insanı İsa kılığında aramış durmuşsun. Önce insan demen seni benim kahramanım yapıyor. Acılara gül dağıtmana ve sahip olduklarını taşıma erdemine saygı duyuyorum. Yüksek ruhunu ölüm anına dek korumanı değerlerine yabancılaşmadığının kanıtı olarak algılıyorum. İnandıklarını söylemiş, söylediklerini hayatına geçirmiş bir insanın karşısında kendimi güvende hissediyorum. İhtiyacını aza indirgeyecek bir insan ruhuna sahipse çok fazla şeye ihtiyaç duymaz diyor yaşadıkların. Hüzünlerin bile ruhu yüksek olan insanları seçtiğine inanıyorsun. Asalete önem veren hüzünlerin yakını olmak istemişsin konforlu yaşayabilecek bir durumdayken. Bana kalırsa her acı seni yeniden doğurdu. Baktığı her yerde değişiklikleri, dönüşümleri gördün. Kendi devrimini kendin başlattın ve kendine karşı açtığın tüm savaşları kazandın. Hiç kimseye benzemek istemedin kendine benzemek dışında. Tekil olan acılarda tüm insanlık için akarsuları aratmayan merhamet vardı kalbinde. Hayatının ve hayatın gizemli felsefesinden ödün vermedin. Acılarında dünyanın bütün çoğunluğunu sığdırdın içine. Görkemli olmasının nedeni Tanrı’ya yakışır bir büyüklük ve affedicilik vardı. Öyle ki İsa’nın kalbini taşıyordun. Hatta İsa’nın manevi oğlu olmaya layıksın. Yaşadığın her acı ve his insanlık için kutsaldır. Sen soylu olmak için hiç çaba sarf etmedin; zira soyluluk senin genetiğinde vardı. Sen salt yaşadıkların ve hislerinle kişiliğini derinleştirdin. İnsan aklına hitap eden inancınla inancı doğma olmaktan kurtarıp insancıllaştırdın. Seni bu duygularla seviyorum. Dostluğun benim için paha biçilmez bir hazine. Ve ben bu hazineyi, yaşadığım sürece layığıyla taşıyacağıma dair sana söz veriyorum.

“Sevgili Bedriye, ben başarılarımdan öte sadece yalnızlığıma sığdığım için kendimi başarılı görüyorum. Yaşarken dünyanın başarılarına paye vermemiştim. İncindiğim tek şey unutulmaktı. Beni yalnızlığımla anan insanlar nerede? İşte dünyaya sığdırdığım başarı mezara sığdırdığım bedenimkadardır. Biliyor musun Bedriye ben tüm güzellikleri halkın içinde bana karşı duyumsadıklarıyla yaşadım. Bu benim için gerçek bir servet oldu. Öylesine kendim oluyorum, öylesine huzur duyuyorum ki beni salt insan yanımla andıklarında. İnsanlık yanımdan başka tüm ruhum delik deşik. İsa’ya bu denli sığınmanım nedenide akla hayale sığmayacak kadar yalnız olmamdı. Ya da İsa dışında hiç kimse beni ürkütücü yalnızlığımla içine alamazdı diye düşündüm. Bedbahtlığın kendine özgü bir özgürlüğü var. Ben de özgürlüğüne kavuşmuş bedbahtlardan biriydim. Sadece onların dünyalarında İsa gibi derin bir samimiyetle sevildiğimi duyumsadım. Bedriye benim sorunum neydi biliyor musun ben hayatımdaki insanlar tarafından doğru sevilmedim. İçimde sevgiye ayırdığım yere ancak merhamet duygularım eşittir. Seninle konuşurken ilk kez kendime şunu sordum: “Acaba ben hayatımdakileri doğru sevdim mi? Düşünüyorum da bir insan doğru sevilmemişse neye sahip olursa olsun eksiktir. Eksiklik duygusundan kendisini soyutlayamaz. İnsan hayatında insanı terk etmeyen dostlarımutsuzluk ile acıdır. Seni vebeni bir araya getiren deacıdır. İkimizde acıyı tanıyoruz. Bedriye yaşarken hiç kimseyi hatta en yakınımdaki insanı bile tanıyorum diyemem ama hiç sesim titremeden acıyı tanıyorum diyorum. Acı insana ihanet etmez ama mutluluk ediyor. Acı yüreğini genişletir ama mutluluk daraltıyor. Matematikten anlamak demek insandan anlamak demektir. İnsanı da tıplı bir problem gibi görürsen denklemi bildikten sonra o insanı çözmen kolaylaşır. Matematiğin bana kazandırdığı en büyük kazanım insan birikimim olmuştur. Derinliği olmayan insanlarla sohbet etmeye bile katlanamam ben. İşte tüm bu vasıflarımı matematikten edindim. Diyebilirim ki edebiyatı da matematikten öğrendim.

  Hastalığımın iyileşmesini ben istemedim. Ruhsal ıstırapla birlikte fiziksel ıstırap da çekmek istedim. Yaşama gücümü yaşadıklarımdan alıyordum. Dünya benim gözümde sınıfta kaldı Bedriye. Ben yaşadıklarımdan öğrendim kişiliğimi. Benimen büyük ayrıcalığım kendimi ve kendi derinliğimin farkında olmamdır. Sevgi ve hoşgörü. Ben ne kendimi sevdim ne de kendime karşı hoşgörü gösterdim.

Karanlıkları aydınlatmak için ölmek istiyordum. Sevindiğim tek şey yaşamanın değil ölümün sonsuz olması. İnsan bu yaşam kuralları içinde kendisini kötülüklerden ne kadar koruyabilir? Bu bile yormaz mı insan ruhunu? Yormayı bir yana bırak kirletmez mi insan ruhunu. Ben sonsuzlukta dirildim ve sonsuz bir güvende hissediyorum kendimi. Sende yanında kendimi güvende hissettiğim dostlarımdan birisin. Kendim için dilediğim tüm dilekleri senin için de diliyorum.

İnan bana aydınlığın, erdemin ve iyiliğin yolunda ilerleyenler sonsuzlukla mükâfatlandırılacaklardır. Sonsuzluk sembolünün matemlikteki karşılığını öğrenirsen benim sana neyi anlatmak istediğimi de öğrenmiş olacaksın. Dostluk da tıpkı aşk gibi benim nazarımda insanın yarısıdır. Bendeki bilme gücü kendimden daha fazla beklentim olmasını sağlıyordu. Bendeki kusursuz öğrenme tutkusu ölüm pahasına varacak değin hırslıydı. Ben sanılanın aksine daha çok nihilisttim.  Şüphelerim zayıflığımdan besleniyor. Sağlık benim için kutsaldır. Bende ne aşk ne de dostluk bir alışkanlık değildir, insandır ve insanın gerçeğidir. Ben de seni de bu duygularla kucaklıyorum. Sevgiyle kal.

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder