Ölümüyle İsa’ya Kavuşan İnsan:
Pascal
Bedriye Korkankorkmaz
Her yıl
benim hayatımda önemi olan bir dostumun ölümünü anıyorum kendimce. Yalnız
yaptığım bu anma törenleri benden başka kimseye cazip gelmiyor. Ahdevefa benim
için çok önemlidir. Yapıtlarıyla dünya yazınına adlarını altın harflerle
yazdırmış olanların yapıtlarını okurken duyumsadığım mutluluğa karşı sorumlu
hissediyorum kendimi bir okur olarak. Unutulmak acımasızlığın büyüğüdür. Bu
duyguyu çok yakından tanıyorum. Bu akşam
da sevgili yazın dostum Pascal’ı anıyordum fakirhanemde.Baharın bu en güzel
günlerini yaşarken bahar akşamlarının o doyumsuz çiçek kokan havasını da
seviyorum. Ruhumu soluduğum bu havayla dolduruyorum, ciğerime çekerken bahar
akşamlarını. Beni nerelere, kimlere götürmez ki… Yaşarken değerini
bilmediğimiz, bu dünyadan küs gitmiş ne çok insan vardır. Geçmişin yaralarını
ancak vefa göstererek sarabilirim diye düşünüyorum
Sevgili dostum Pascalda böyle bir bahar
akşamında konuk oldu bana. Yaşayan her canlının dramı kendine özgüdür ve kendi
yanında değerlidir. O, gelişiyle odama sabahların aydınlığıyla deyişlerin
ölümsüzlüğünü getirdi. Üstündeki koku yağmur sonrası toprağının kokusunu
aratmıyordu. Varlığıyla içime beni terk ettiğini düşündüğüm huzuru getirdi.
Elini tuttum insan sıcaklığını duyumsadım yüreğimin derinliklerinde. Bir
yontunun önünde diz çöker gibi ikimizde yere bağdaş kurduk. Issız kasabalar
gibiydik ikimizde. Her ikimizin yüreğinde de köylerin masumiyeti vardı. En
önemlisi her ikimizde hüznün hakkını layığıyla vermiştik. Kelimelerimize
yansıyan olgunluğu besleyen besinin hüzün olduğunu biliyorduk. Ölümün bile
bizden alamadığı ölümsüz ruhlarımızla bir araya gelmiştik. Yer soframızda
sadece yaşadıklarımız vardı. “Yaşarken benim tek uğraşım ruhum olmuştur”
diyerek sessizliğin mührünü kırdı Pascal. O an yüzüne yansıyan
kaygılarınfarkına vardım. İnsanlık için kaygılanan ölümsüz bir ruh. Gökyüzü
gibi aydınlık yüzünde bir yara gibi duruyordu. Sesi titriyordu o konuşurken,
tıpkı yüzündeki mimikler gibi. Ruhuna sadık kalmış bir insanın iç huzuru
hâkimdi içinde. Yüreği ruhu ölümsüz olanların cennetiydi. O, toprağın kemikleriniçürütemediğini
görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Hayatı boyunca hakikat ve adalet uğruna verdiği
mücadeleden asla yorgun düşmemişti ruhu. O nasıl bir direngenliktir Tanrım!
İçimden Tanrı bile onu ölümsüzlükle bu yüzden ödüllendirmişti diye düşündüm.
Ruhunda yapmacık duygulara yer yoktu. Ruhu kalıcı tüm duygu ve ruhların ev
sahipliğini yapmış olmakla kalmamış kendisi gibi hakikat ve adalet yüzünden acı
çekenlerin acılarını kendine sermaye edinmişti.
Korkunun zerresini içinde barındırmamış bu insanın karşısında saygımdan
ayağa kalktım ve onu ayakta alkışladım. Anladım ki bedel ödemeden hiçbir ruh
olgunlaşmıyor ve hiçbir gücü küçümsemiyor. İnsan doğarken değil ölürken
yaşadıklarına gömülüyor. Bu gerçeği Pascal’dan daha iyi kim bilebilir.
Yüzü uzak köyleri andıran bu insanın içinde
her canlılık bir başka canlı duyguyla birleşmişti. Hayatta sahip olduğu en büyük üstünlüğün ruhu
olduğunu biliyordu. Yüzündeki sert çizgilerinin aksine içinde kendine has
duygusallığının getirdiği yumuşaklığı taşıyordu. KendisiniDescartes ile
Condé’ye benzetenlere içten içe gülüyordu. Bu yüzleri kendi ateşli
taraftarlarının aynası olarak algılıyordu. Görme yeteneğini keskinleştirmek
için görmek ve gördükleri üzerinde düşünce üretmekti yaşama nedeni. Pascal
yüreğini yüzünde taşıyanlardandı. Beni ziyaret etmesinin nedeni de benim de
ruhumu yüzümde taşımam olmuş.“Sevgili Bedriye, ruhunu yüzünde taşıman seni
benim için önemliden ziyade dostum yapıyor. Yaşarken bu vasıflara sahip
insanları bulman ne kadar zorsa ölürken de yaşayanlar arasında bulmak o kadar
zor oluyor. Senin kahrın yaşlandırdığı ruhunu benden başka kim anlayabilir?
Bilmez miyim maskesiz hayatın zorluklarını. Hüzne teslim olmuş bakışlarımdan
sen ne kadar etkilenmişsen ben de senin yüzünün teslim olduğu hüzünlü bakıştan
o kadar etkilendim. Aykırı bakışların bir suratta toplanmasını inanılmaz
buluyorum! Düşünsene sıra dışı olan ruhun gibi yüzünde sıra dışı! AhBedriye,
yaşarken ölümü çok aradım ona ulaşmak için didindim durdum. Ölüm benim için
kadın yüzüydü. Erkeksi yüzüm yaşarken ben kadın yüzüme kavuşmak istiyordum.
Kadın yüzümdeki huzura ermek istiyordum. Erdim de. Ölürken bir elimi ölüm, diğerini
İsa tuttu. Varlığım ve ruhumla İsa’ya teslim oldum.”
“Sevgili Blaise Pascal, geçmişine dair yaptığım araştırmaları seninle
paylaşmak istiyorum. 19 Haziran[doğum tarihlerimiz aynı
Pascal’la] 1623’teClermont-Ferrand’da
doğmuş ve annen Antoinette Begon’u üç
yaşındayken kaybetmişsin. Fransız matematikçi, fizikçi,
yazar ve Hıristiyan filozofu veHıristiyan
düşünürüsün. En
bilinen temel eserin Düşünceler'dir. 16 yaşındayken konikler üzerine bir inceleme yazıyorsun.
1642'de 19 yaşında iken vergi tahsildarı babasının işini kolaylaştıracak,
dişliler ve tekerleklerden oluşan mekanik bir hesap makinesi tasarlıyorsun. Matematikle uğraşan babanla birlikte Paris Mersenne
Akademisi'ne
kabul ediliyorsun. En büyük kutsallık insandır. Senin modern ekonomiyle sosyal
bilimlerin gelişmesinde hatırı sayılır rolün oluyor. Paris’teki PèreMersenne’e gönderdin.
Bu çalışma bugün hâlâPascal Teoremi olarak bilinmektedir. Teorem, eğer bir
hexagon (6 köşeli yıldız) bir çemberin içine çizilirse zıt taraflardaki üç
kesişim noktasının Pascal çizgisi denilen bir düz çizgi üzerinde olduğunu
söyler. Yine yaptığın tüm çalışmalar nitelik bakımından yaşının öylesine
üstündedir ki şaşırmamak elde değil. Bu yüzden Descartes o çalışmaları senin değil de babanın yaptığına dair
ikileme düşer. Sen kendinin yaptığının ispatını ortaya koyduğunda ise Descartes“Koniklerle ilgili
ispatları diğer eski düşünürlerden daha uygun bir şekilde sunmasını ilginç
bulmuyorum, ancak bu konudaki diğer hususlar pek 16 yaşındaki bir çocuğun
aklına gelebilecek şeyler değil” Demiştir. Sadece bu mu? Henüz on dokuz yaşında
bile değilken babanın yorucu işlerine yardımcı olmak için toplama ve çıkarma yapabilen
mekanik bir hesap makinesi geliştiriyorsun.1653 yılındaki Traitédutrianglearithmétique diye
geçen Aritmetik üçgen üzerinde yaptığın
incelemen , binom çarpanlarını uygun bir tablo halinde tanıtıyor (Pascal üçgeni).Dini tecrübelerini kullanarak
felsefe ve teoloji alanında etkileyici çalışmalarda bulundun dostum. Aynı yıl
aritmetik üçgen üzerine de önemli bir bilimsel eser yazdın. Üretmekte oldukça
verimli geçen yıllardı.Bu yıllarda henüz hastalığınla mücadele etmiyordun.
1654-1651 babanı kaybettiğin yıllardı. Baban mirasını senin vasiliğini yaptığı
Jacqueline’e bıraktı.Böylelikle Jacqueline, yakında Port-Royal’ınJansenist
rahibe manastırına aday olacağını açıkladı. Bu, münzevi hayatının başladığı
anlamına geliyordu. Hatta T.S. Eliot hayatının bu döneminde seni“Münzeviler
arasında bir dünya adamı, dünya adamları arasında bir münzevi” şeklinde
tanımlamıştır. Münzevi yaşam tarzını özetlemeye kalkarsam, insanın acı
çekmesinin doğal ve gerekli olduğunu söyleyen bir inanca tekabül ediyor. Acıyı yaşam biçimi olarak algıladığın için
doktorların bakımını da reddediyorsun. Dostumun bilime katkılarının şerefine
Pascal adı basınç birimine, bir programlama diline ve Pascal Kuralı’na
(hidrostatikte önemli bir kural) veriliyor. Ayrıca, Pascal üçgeni ve Pascal’ın kumarı da hâlâ
senin adınıtaşıyor. Matematiğe yaptığın en etkileyici katkı olasılık
kuramını geliştirmen olmuştur.Edebiyattaki katkılarına da değinmek
istiyorum. Edebiyatta, Fransız klasik
döneminin en önemli yazarlarından biri olarak kabul ediliyorsun günümüzde
de. Bugün, Fransız düzyazısının en büyük
ustalarından biri olarak okunuyorsun. Taşlamayı ve ince esprileri kullanım biçimin
daha sonraki polemikçileri oldukça etkilemiştir. Edebi eserlerinin içeriği en
iyi René Descartes’in rasyonalizmine karşı kuvvetli aykırılığıyla ve ana telafi
edici felsefe olan empirizmin de önemli gerçekleri saptamadaki yetersizliği ile
ilgili eş zamanlı iddialarınla hatırlanmaktır. Salt bu mu? Fransa’da, Blaise
Pascal Chair denilen prestijli ödüller,
araştırmalarının ile de France bölgesinde yürütülmesi için olağanüstü
uluslararası bilim adamlarına verilmektedir. Clermont-Ferrand’daki
üniversitelerden birine seninadın verilmiştir. (Université Blaise Pascal)
Ontario, Kanada’daki University of Waterloo Pascal’ın adına her yıl matematik
yarışması düzenlemektedir.”
“Tüm bu başarılara rağmen çok mu
acı çekiyordun dostum?”
“Evet,
Bedriyecik. Yaşarken insanlarla aramdaki uçurumunfarkına çok iyi varmıştım.
Farkına varmak ve farkındalık kadar hiçbir şey insan ruhuna yük değildir. Ben
senin düşündüğünden de soylu bir dünya hayal ediyordum. Benim hayal ettiğimin
aksine oldukça buyurgan bir dünya vardı. Akılcı dünya Bedriye beni acımasız
yaptı; çünkü akılcı dünya karşısında kendimi güçsüz hissediyordum. Korkularım
vardı. Bak senin gibi ben de kendi derinliğimin karşısında korkuyordum. Ben
önce kuşkulanır, görür sonra da ölçüp
biçerdim gördüklerimi. Benim gördüklerimi göremeyen akılcı dünyaya karşı öfke
duyuyordum. Ben ne çektiysem anlama duygum ve duyarlılığımdan çektim. Sadece
kendi ruh dünyama İsa eşitti; beni de oanlıyordu benim onu anladığım gibi. İsa
ile bu yüzden birbirimizi terk etmedik. Dünyaya sonsuz kötülük, sonsuz kirlilik,
sonsuz cehalet egemendi. Ben insana ve insanlığa güvendim hem de her seferinde.
Değişimi zamanın babası olarak ilan ediyordum. Hani bir şey değişmemiş
Bedriyecik. Benim yaşadığım sorunları şimdi sizler yaşıyorsunuz. Çağlar benim
yarama merhem olsaydı insanlık bu denli yalnız olur muydu? Beni bugün bile
ruhumu ayakta tutan İsa’ya olan inancımdır. İnancımı yitirdiğim gün Pascal
gerçekten ölür. Artık seni duyamaz, diğer ölülerin arasına karışır. En büyük sermayemin
başarım değil, manevi çilelerim olduğunu düşünüyorum ben. Babamla karşı her
zaman saygılı oldum. Babam beni güçlü Hıristiyanlık inancıyla besledi ki ben
babamın dini inancının mirasçısı oldum. Hayattaki en büyük korkum
inançsızlıktır. İnançsızlık özünde hiçliği de getirir. Her türlü zorlukla
mücadele edebilirsin, hiçlik hariç. Sırf bu yüzden Galileo ve Torricelli gibi ben de 1646’da “Kâinattaboşluk
kabul etmedim. Ve Aristoteles’in
takipçilerini çürüttüm. Tüm çalışmalarım kabul edilmeden önce birçok tartışmaya
vesile olmuştur. Bana göre” insan, ya
kendisine karşı dünyanın yanında yer almalı ya da kendisi için dünyaya karşı
olmalıdır.”Ben benliğime herkesten daha güçlü sarsılmaz bağlarla bağlıyım.
İnsanın gök katına çıkan yegâne parçası kalbidir. Beni üne kavuşturan
Geometri’de sadece gücümü sınıyordum. Güç olarak algıladıklarımı da sadece
düşmanım olarak gördüğüm kalbimde yargılıyordumÖnceden nesneleri inceleyerek
olanları görmekte oldukça mahirdim. Ben bu tür zaferleri geçici buldum. Bu
konuda referans aldığım saptama şudur: “Hiçbir yerde, istemeden egemenolmakta vekalbini
fakirkılmakta budenli büyük olmamıştı. Ama gelin görün ki, dünya onu tanıyamadı, zira kendisi de bunun
için gayret etmemişti.”
“Sevgili Pascal, ben de dünyanın
tanımadığı insanlardan birisiyim. Tabii ki senin gibi tanınmamı gerekli kılacak
üstün vasıflarım yok. Bu gerçekten yola çıkarak mütevazı olduğumu söyleme
cesaretini göstermiyorum. Günümüzde senin yeteneğinden çok, büyük ruhunun dünya
tarafından tanındığından şüphe duymuyorum. Güven senin için de çok önemlidir.
Fakat sen güven duygusunun sadece asil ruhlara özgü erdem olduğunu
düşünüyorsun. Senin en büyük gücün inandıkların ve yaşadıklarının doğruluğu
konusunda asla kuşkuya düşmemek. Bu yüzden zayıf bir karaktere sahipdeğilsin.
Akılla oyun oynanmadığını senden daha iyi kim bilebilir? Sen ya aklın
yüceliğini takdir edersin ya da ona göz açtırmayacak şekilde ciddiye alırsın.
Yine de ölüm anın da bile kalbindeki ihtiraslarını törpüleyememişti büyük
ölçüde yaşadıkların. Senin ruhun ölümü küçümseyecek acılara acıyacak kadar
yükseklere çıkmıştı. Ruh dışında tüm payeleri küçümsüyordun. Seninhassas yanın hükmedemediğin
konulara dairdir. Gururuna düşkünlüğünü de anmadan geçemeyeceğim bu gece. Benim
en sevdiğim yanın mekanik düşünenlerden nefret edişindir. Böyle düşünerek
Descartes’tenhırsını aldığını farkındayım. Şu saptamayı sana anımsatmama izin
ver: “ Ayrıca, Tanrı sisteminin gerekli olmadığını ortaya koymaktadır. Descartes düşünce mekaniğine fazla yer
veriyor, geometriyi fazla yükümlü
kılmıyor; Pascal tersine muhayyileyi ortadan kaldırıyor; Pascal ise Arşimet
gibidir; kahramanı geometri düzeni içindedir:
Kendisini sadece buluşlarını yapmakla yükümlü hisseder; şekilleri
seyretmeyi ister, kafa yorup ortaya koyduğu güçle bunların sayısının
azaltılmasını arzular; sembol olan
şeyin, sorun olan objeyle geometri arasına girmesinden hoşlanmaz: Pascal, sonsuzu hesapetmenin eşiğini geçen
ilk kişidir, kendine özgü yollardan,
aynı adımları atarak Newton ve Leibniz’in karşılaştığı yollardan gitmez,
kendine özgü araçlarla sonsuzu hesaplamanın eşiğini aşar.”
“Evet,
Bedriye benim geometride yaptığım da tam anlamıyla budur. Ben herkesin gittiği
yollardan gitmeyi sevmem. Bu anlamıyla zoru seviyorum. Aziz olmayı seven ama Aziz
olacağına inanmayan biriyim. Öyle ki ruhumun emrettiğini uygulamayan vücudumda
hiçbir organın bana ait olduğunu hissetmiyordum. İrademe sahip olmaktan meftun
olmuş bir ruh için sen ne söyleyebilirsin. Ben de söyleyecek söz bulamadım bu
konuda. İç dünyambenim tek hazinemdir ve benden başkası iç dünyamı benim
gözlerimle göremez; benim verdiğim değeri veremez içime. Sen beni bu anlamıyla
şaşırttın. İç dünyamı benim gördüğüm gözle gördüğün ve benim verdiğim değeri
verdiğin için seninle olmaktan mutluyum. Senin gibi ben de hüzünleri şimdilerde
sevinçle karşılıyorum. Senin gibi herhangi bir konuda hükümdarlık edilmesine
karşıyım. Unutma: Ahlakı kolay deşifre olan insan ölmeden önce ahlakı ölür. Sen
zoru sevmeye devam et. Hele ki ahlakının çok zor olmasına özen göstermenin
yegâneyolu ahlakını beslemekten geçer. Ahlak ile kalp birbirinin devamıdır.
Karşına konulan engeller senin ahlakını daha zor yaptığı için sevinçle karşıla
zorlukları. Zorlukların insan ruhunu ne kadar yücelttiğini bilseydi ya da
görebilseydi, insanlar kolay bir hayat yaşamak istemezdi. Ben sadece Tanrı’ya
ulaşmak istedim hayatımda. Herkes gibi ben de isyan ediyordum bana rağmen
gelişen olaylardan ötürü. Bu yüzden de isyanlarımdan pişmanlık duymak beni
Tanrı’nın karşısında her seferinde zor duruma koyuyordu. Tutkularımı büyük bir
ustalıkla kendime saklıyordum. Bedriyebu dünyada yapmaya çalıştığın tüm
güzellikler ancak ölümünle tamamlanır.
İhtiraslarla çok didiştim. Bana rağmen ölmeyen ihtiraslarımı düşmanlarım
olarak algılıyordum. Merhametim de ihtirasım gibi yanlış anlaşılmıştır. Benim
merhametim de özgür, bir o kadar da kederliydi. Kötülüğün zayıflığın sonucu
yapıldığına inanıyorum. Kötü aynı zamanda mükemmelliğin ayağıdır zaman zaman da
gözü. Bir insanı yargılarken adil olmaya özen gösteriyorum. Bir alıntı “Daha çok hayranlık duyan bazı insanlar
daPascal’dan neredeyse bir meslek edinmiş ve beğenilerine sunulan çeşitli
objeler arasından seçim de yapmışlardır.
Onun inancını ve vardığı sonucu kabul etmişler; ama ne akla karşı
kıyaslamalarını ne de bunun işleyişini kabullenmiyorlar. Yahut şüphe konusunda
bu kadar cesur olmasını övüyorlar, kuşkulanması karşılığında, inandığı şeye pek
de önem vermiyorlar. Fakat ayrılmış topluluklar olarak Pascal, onların düşündüğügibi ne inanır ne de şüphe
eder.Pascal’ın şüphesiinancın bakış acısıdır; inancı, şüphesiyle her türlü
ilişki içindedir. Takdire şayan olan, Pascal’dan kötü söz etmemesidir; bir
geometri üstadına ve filozofa yaraşır aşırı övgüler yapılmamıştır. Aslında,
onlarda meslekmensuplarıydı, anlamadanpekâlâ övgüler yağdırabilirlerdi.”
“İşte
böyle sevgili Bedriye. Ölümümün akabinde geldiğim yeri ne güzel özetliyor bu
alıntı. Ben açıkça söylemek isterim ki kendi işlerimikendimyapmıyordum, bana
hizmet ediyorlardı. Ayrıca sert olana ben de sertlikle karşılık veriyordum.
Gerçekçilik karşısında hem mantıklı hem de ihtiyatlıydım. Bazen Montaigne’i kıskanıyordum. Bu türden
zayıf yanlarımda yok değil. Canlı olan tek şeyin iman olduğunu düşünüyorum ben.
Hakikat arayışım hayatım boyuncahep sürmüştür. Aradığım tüm hakikatler İsa’ya
çıkıyordu. Benimanladığım Tanrı herkesin ve tabiatta var olan her şeyin
sonudur. Bu hakikat bütün insanlar için eşit bir biçimde gerçekleşmemiştir.
Kalbiyle hissedenler için hakikat kusursuzdur, en önemlisi de benzersizdir.
Kişi için bu tür bir hakikat tüm arayışlarını kavrar. Benliği ancak bu türden
bir hakikat yok edebilir ve geriye kalanı da etkisiz hale getirir. Bana göre
kalbi hoşnut eden bir inançtan yoksunsa insan aklı ile hayatının hiçbir anlamı
yoktur. Benim nazarımda kişinin yaptığı her şeyi biricik kılan, Tanrısı için
yaptıklarıdır. İsa sayesinde sadece Tanrı değil; kendimizi de tanıyoruz.
Yaşarken hem hayatı hem de ölümü tanıma ayrıcalığına da İsa sayesinde vakıf
oldum. Benim ağır başlı olduğumu söylüyorlar. Ama ben yalnız mutluluğa paye
vermedim hayatımda. Ben insan da Tanrı’yı Tanrı’da insanı aradım. Kader sadece
büyük ruhların mükâfatıdır. Çile insan kalbini sevgiyle dolduruyorsa
anlamlıdır. Azizlik mertebesine ulaşmayı mütevazılığımdan ödün vermemek için
istemiyordum. Acıyı kalbimin derinliklerinde hissettiğim anlarımda mutluydum.
Benim mutluluk anlayışım zevklerimden arınmak olmuştur. Her zaman canlı oldum;
kendimi bildim bileli hiç uyuşuk olmadım. Ailemin tüm kadınları benim gözümde
kutsaldı. Yalnız yaşamayı sevdim. Yoksul insanlarla odama çekilmekten de gurur
duyuyordum. Kendi halinde yaşamak tam da bana göre. Bir ölçüde korunaksız
yaşamakla kendimi daha yakından tanıyacağıma inandım. Gereğinden fazla
sevilmekten de ürktüm. Benliğimin tek efendisi olmak istiyordum. Böyle davranmamın
nedeni bu. Böyle davranışlarım sayesinde beni ben yapan varımı ve yoğumu
yitirmedim. Para harcamayı değil
toplamayı tercih ettim ben. Hakkımdaki övgüleri sakinlikle karşılıyordum.
Sevilmeye layık bir insan olduğum sırrını kendime sakladım. Aşktaki mükemmel
ıstırap bile mükâfattır. Benim kalp münzeviliğimi bu yolla garanti altına
alıyordum. Yaptığım hiçbir şeyi başımdan savar gibi yapmıyordum. Sana dedim ya
benim tek düşmanlarım ihtiraslarımdır. Ben hayatım boyunca şiddetli hırs,
titreme, beni yiyip bitiren kalbimin hüzünlü zevkleri içinde yaşadım.”
“Sevgili
Pascal, seni kendime şimdi daha yakın hissediyorum. Senin geometri dâhil olmak
üzere tüm üstünlüklerinden korkmuyorum. Hayatı boyunca insanı İsa kılığında
aramış durmuşsun. Önce insan demen seni benim kahramanım yapıyor. Acılara gül
dağıtmana ve sahip olduklarını taşıma erdemine saygı duyuyorum. Yüksek ruhunu
ölüm anına dek korumanı değerlerine yabancılaşmadığının kanıtı olarak
algılıyorum. İnandıklarını söylemiş, söylediklerini hayatına geçirmiş bir
insanın karşısında kendimi güvende hissediyorum. İhtiyacını aza indirgeyecek
bir insan ruhuna sahipse çok fazla şeye ihtiyaç duymaz diyor yaşadıkların.
Hüzünlerin bile ruhu yüksek olan insanları seçtiğine inanıyorsun. Asalete önem
veren hüzünlerin yakını olmak istemişsin konforlu yaşayabilecek bir
durumdayken. Bana kalırsa her acı seni yeniden doğurdu. Baktığı her yerde
değişiklikleri, dönüşümleri gördün. Kendi devrimini kendin başlattın ve kendine
karşı açtığın tüm savaşları kazandın. Hiç kimseye benzemek istemedin kendine
benzemek dışında. Tekil olan acılarda tüm insanlık için akarsuları aratmayan
merhamet vardı kalbinde. Hayatının ve hayatın gizemli felsefesinden ödün
vermedin. Acılarında dünyanın bütün çoğunluğunu sığdırdın içine. Görkemli olmasının
nedeni Tanrı’ya yakışır bir büyüklük ve affedicilik vardı. Öyle ki İsa’nın
kalbini taşıyordun. Hatta İsa’nın manevi oğlu olmaya layıksın. Yaşadığın her
acı ve his insanlık için kutsaldır. Sen soylu olmak için hiç çaba sarf etmedin;
zira soyluluk senin genetiğinde vardı. Sen salt yaşadıkların ve hislerinle
kişiliğini derinleştirdin. İnsan aklına hitap eden inancınla inancı doğma
olmaktan kurtarıp insancıllaştırdın. Seni bu duygularla seviyorum. Dostluğun
benim için paha biçilmez bir hazine. Ve ben bu hazineyi, yaşadığım sürece
layığıyla taşıyacağıma dair sana söz veriyorum.
“Sevgili
Bedriye, ben başarılarımdan öte sadece yalnızlığıma sığdığım için kendimi
başarılı görüyorum. Yaşarken dünyanın başarılarına paye vermemiştim. İncindiğim
tek şey unutulmaktı. Beni yalnızlığımla anan insanlar nerede? İşte dünyaya
sığdırdığım başarı mezara sığdırdığım bedenimkadardır. Biliyor musun Bedriye
ben tüm güzellikleri halkın içinde bana karşı duyumsadıklarıyla yaşadım. Bu
benim için gerçek bir servet oldu. Öylesine kendim oluyorum, öylesine huzur
duyuyorum ki beni salt insan yanımla andıklarında. İnsanlık yanımdan başka tüm
ruhum delik deşik. İsa’ya bu denli sığınmanım nedenide akla hayale sığmayacak kadar
yalnız olmamdı. Ya da İsa dışında hiç kimse beni ürkütücü yalnızlığımla içine
alamazdı diye düşündüm. Bedbahtlığın kendine özgü bir özgürlüğü var. Ben de
özgürlüğüne kavuşmuş bedbahtlardan biriydim. Sadece onların dünyalarında İsa
gibi derin bir samimiyetle sevildiğimi duyumsadım. Bedriye benim sorunum neydi
biliyor musun ben hayatımdaki insanlar tarafından doğru sevilmedim. İçimde
sevgiye ayırdığım yere ancak merhamet duygularım eşittir. Seninle konuşurken
ilk kez kendime şunu sordum: “Acaba ben hayatımdakileri doğru sevdim mi?
Düşünüyorum da bir insan doğru sevilmemişse neye sahip olursa olsun eksiktir.
Eksiklik duygusundan kendisini soyutlayamaz. İnsan hayatında insanı terk
etmeyen dostlarımutsuzluk ile acıdır. Seni vebeni bir araya getiren deacıdır.
İkimizde acıyı tanıyoruz. Bedriye yaşarken hiç kimseyi hatta en yakınımdaki
insanı bile tanıyorum diyemem ama hiç sesim titremeden acıyı tanıyorum diyorum.
Acı insana ihanet etmez ama mutluluk ediyor. Acı yüreğini genişletir ama
mutluluk daraltıyor. Matematikten anlamak demek insandan anlamak demektir.
İnsanı da tıplı bir problem gibi görürsen denklemi bildikten sonra o insanı
çözmen kolaylaşır. Matematiğin bana kazandırdığı en büyük kazanım insan
birikimim olmuştur. Derinliği olmayan insanlarla sohbet etmeye bile katlanamam
ben. İşte tüm bu vasıflarımı matematikten edindim.
Diyebilirim ki edebiyatı da matematikten öğrendim.
Hastalığımın iyileşmesini ben istemedim.
Ruhsal ıstırapla birlikte fiziksel ıstırap da çekmek istedim. Yaşama gücümü yaşadıklarımdan
alıyordum. Dünya benim gözümde sınıfta kaldı Bedriye. Ben yaşadıklarımdan
öğrendim kişiliğimi. Benimen büyük ayrıcalığım kendimi ve kendi derinliğimin
farkında olmamdır. Sevgi ve hoşgörü. Ben ne kendimi sevdim ne de kendime karşı
hoşgörü gösterdim.
Karanlıkları
aydınlatmak için ölmek istiyordum. Sevindiğim tek şey yaşamanın değil ölümün
sonsuz olması. İnsan bu yaşam kuralları içinde kendisini kötülüklerden ne kadar
koruyabilir? Bu bile yormaz mı insan ruhunu? Yormayı bir yana bırak kirletmez
mi insan ruhunu. Ben sonsuzlukta dirildim ve sonsuz bir güvende hissediyorum
kendimi. Sende yanında kendimi güvende hissettiğim dostlarımdan birisin. Kendim
için dilediğim tüm dilekleri senin için de diliyorum.
İnan
bana aydınlığın, erdemin ve iyiliğin yolunda ilerleyenler sonsuzlukla
mükâfatlandırılacaklardır. Sonsuzluk sembolünün matemlikteki karşılığını
öğrenirsen benim sana neyi anlatmak istediğimi de öğrenmiş olacaksın. Dostluk
da tıpkı aşk gibi benim nazarımda insanın yarısıdır. Bendeki bilme gücü kendimden
daha fazla beklentim olmasını sağlıyordu. Bendeki kusursuz öğrenme tutkusu ölüm
pahasına varacak değin hırslıydı. Ben sanılanın aksine daha çok
nihilisttim. Şüphelerim zayıflığımdan
besleniyor. Sağlık benim için kutsaldır. Bende ne aşk ne de dostluk bir
alışkanlık değildir, insandır ve insanın gerçeğidir. Ben de seni de bu
duygularla kucaklıyorum. Sevgiyle kal.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder