27 Mart 2017 Pazartesi

İmece Dergisinde Yayımlanan Yazım


 







Dünyayı Kendine Sahne Yapan Bir Dahi: Shakespeare

Bedriye korkankorkmaz

Sone 7: Bak,  o canım aydınlık kaldırırken doğudan/ alev alev başını, çevrilir bütün gözler /onun taze doğan güzelliklerine hayran/ ve kutsal görkemi ne hizmet etmeği özler/ sarp yamaçtan çıkarken göklerin tepesine/ gençliğinin gücünü andırır orta yaşı/ gülyüzüne o fani bakışlar tapar yine/altın yolculuğunda hepsi onun yoldaşı/ yorgun arabasıyla doruğa çıkar çıkmaz/ yaşlılık çağı gelmemiş gibi bırakır günü/ üstünden ayrılmayan gözler ona hiç bakmaz/başka yerleri süzer, izlemez çöküşünü/ sen de kendi öğle’nde ölüp gözlerden ırak/ unutulmaktan kurtul-bir oğul yaratarak: (Türkçesi: Talat Sait Halman)

Son zamanlarda Shakespeare ‘in gerek yapıtları gerekse kendi hayatı ilgi alanım oldu. İngiltere’nin dünyaya mal olmuş sanatçısının insan yanını bir başka mercek altında incelemek istiyorum. Bugüne değin onun hakkında yapıtlarına dair bilgim vardı. Salt bilgi, benim arayışlarımın arasına girmiyor. Ruhu ölümsüz olduğuna göre pekâlâçağrılarıma yanıt verebilirdi. Çok mu kibirliydi yoksa beni mi duymuyordu? Bu türden ikilemler arasında onun yapıtlarıyla kendimi teselli ediyordum. Havalar ısınmış,  güller, güler yüzünü gösteriyordu insanlara. Güllerin özellikle de yaprakların hüzünlü ayları geride kalmıştı. Doğa tüm güzelliklerini insanın / insanlığın hizmetine sunmaktan dolayı mutluydu. Her zaman altında oturduğum bir ağaç vardı. O ağacınaltında kuşların cıvıltısını duymaktan inanılmaz mutluydum. Ağacın altındaki banka tek başıma oturmuş denizi seyrediyordum. Deniz hırçınlığını yitirmiş sahili okşuyordu dalgalarıyla. İnsanlar çocuklarının ellerinden tutmuş hava aldırıyorlardı. İçimi en çok tasmaylaköpeklerini dolaştırmaya çıkarmış insanlar acıttı. Tasmayla dolaşmak bana savaş esirlerini anımsatıyordu. Shakespeare hakkında bugüne değin yaptığım araştırmaları okuyordum. Bir an yanıma gayet kibar bir beyin yaklaştığını fark ettim. Ben çalışmalarımı okumaya devam ettim. “Yanınıza oturabilir miyim?” diye soran beyin yüzüne bakar bakmaz onun çağrılarımı duyup da gelenShakespeare olduğunu algıladım. Sevindim. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Yutkunurken zorluk çekiyordum. Bir süre konuşamadım heyecandan. Bir dostum daha vardı: Shakespeare! Mutluluğum bundandı. Söküp attım ruhumu paramparça eden yalnızlığı. Yaşam doldum. Yaşamaya kucak açtım yeniden. Ağaçlara kuşlara börtüye böceğe daha farklı gözlerle bakmaya başladım.Hayat nasıl da değişkendi; tıpkı duygular gibi. Biraz önce farklı bakıyordum hayata şimdi farklı.Aklıma dostu olmadığı için yel değirmenlerine saldıran Cervantes geldi. İnsanın dostu olması ne güzel dedim içimden. Sözün kilidini ben açtım:

“Sevgili Shakespeare, senden önce dramlar nasıldı? Dramların kilisenin boyunduruğu altında olduğu doğru mu?”

 O, önce bana sarıldı. Bir süre temiz havayı ciğerlerine çektikten sonra ağladığını gördüm. Gözlerinden yanaklarına doğru süzülen yaşlara tanık etmenin olağanüstü bir an olduğunu kabul ediyorum. Ben de ona sarıldım. Sözün tükendiği yerden seslenmiştim ona; onun ruhuna. O da sözün tükendiği yerden sesleniyordu bana. Bir an ruhunun ezikliğini algıladım. Utangaç ve naif kırılgan bir ruh… Beni ona daha çok yaklaştırmıştı. Tam anlamıyla eşitti duygular bazında ilişkimiz.

“İnsanların var olmasıyla birlikte dram da var olmuştur. Dram da İngiltere’de dine bağlı ve ona hizmet eden bir faaliyet türü olarak meydana çıktı” dedi ve sürdürdü konuşmasını: “Bu yüzden önceleri içeriği tamamen diniydi. Zamanla dışarıdan gelen tesirlerinsani duyguları dadramadahil etti.  Öyle bir noktaya geldi ki kilise dini terbiye etmek istiyorsa halka tiyatroyu sevdirmek zorundaydı. Bu zorunluluk sayesinde tiyatronun içeriği zamanla yavaş yavaş farkında olmadan değişiyordu. Bu değişimler içinde halkı daha fazla boyunduruk altına almakiçin mizahabaşvurdular. Bu da tiyatroda bir devrimin de kapısını araladı.  Ortaçağ dramları takdir edersin ki, değişmeye başladı. Konular değişti Bedriye. İlk değişim tiyatronun İncil’den alınan mystére’ler olmaktan çıktı; azizlerin başlarından geçen vakalara dönüştü. Örneğin temsiller kilisenin içinde değil, dışında verilir oldu. Temsilleri verenler artık papazlar değil, amatör sivillerdi. Buna benzer değişikler benim dönemime kadar yapıla gelmiştir.”

“Sevgili Shakespeare, ailenin geçmişini benimle paylaşır mısın?”

“Babam John Shakespeare adında birçiftçiydi. 1550 yılında yakın bir kasabadan göçüp gelerek Stratford’da yerleşti.  Her çeşit mal satan bir dükkânı işletiyordu. Zengin varlıklı bir ailenin kızı olan Mary Arden’le evlendi.  İlk iki kızları küçükken öldü. 1564 yılında William Shakespeare üçüncü çocukları olarak doğdu. Gittikçe itibarı artan babam kasabanın belediye meclisine aza olmuşu. Benden sonra da iki kızı ile üç oğlu daha oldu babamın. Kardeşlerimin hepsi de benden önce öldüler.”

“Shakespeare’in öğrenciliği ve gençliği nasıl geçti?”

 “Sevgili Bedriye Ben kasabalıyım. Okula kasabada başladım. Kasabadaki öğrenciliğimde fazla olmamakla birlikte Latince öğrendim.  Babamın bozulan işlerinden dolayı okulu bırakmak zorunda kaldım ve babama dükkânda yardım ettim. Ben okuldayken Terentius’unPlautus’un oyunlarını okumuş,  seyretmiştim. Okul dışında renkli bir yaşam sürüyordum. Ailece her Pazar kiliseye gittiğim için  her yönüyle Hıristiyanlığın etkisi altına girdiğimi daha sonraları fark ettim.

On sekiz yaşımda Anne Hathaway ile birlikte olduğum için kız tarafının baskısıyla evlendirildim. Önce bir kızım daha sonra da ikiz çocuklarım oldu. Kızıma Judith oğluma da Hamletadını verdim. Kısa bir süre sonra eyaletin hâkimi hem de parlamentoda temsilci olan, Sir Thomas Lucy ile aramız bozuştu. Bu olayların akabinde kasabadan ayrıldım.”

“Sevgili  dostum, eşini sevmediğin ve bu tartışmayı bahane ederek eşinden bilerek ve isteyerek uzaklaştığın doğru mu? Söylentilere göre eşine mirasından sadecekötü bir yatak bırakmışsın.”

“Bedriye, ben eşimle baskıyla evlendim. Zorla olan güzellik de ancak bu kadar oluyor. Eşimdenayrılmasaydım ben Shakespeare olamazdım.  Dünyayı kendime sahne yapabilir miydim eşimin yanında? Benim için dünya salt sahne değildir. Hem şair hem de oyun yazarı olarak trajedilerimdeki komedilerinde yer alan kişilerin sözlerini dile getirmekle yetinmedim; şiirlerimde de onların sözlerini açıkladım. Benim dünyam eşim değil; sonelerdir. Sonelerime senin de bildiğin gibi dramatik ses değil, lirik ses egemendir. Bu sonelerde insana dair tüm duyguları bulabilirsin. Derin sevinçleri, derin hüzünler… On altıncı yüzyılda yazılan Soneler bugünde geçerliliğini koruyor.”

“Sevgili Dostum,  senin döneminde oyunculuk nasıldı?”

“Bedriye, O zaman Londra’da çeşit çeşit eğlence yerleri mevcuttu. Eğlence yerleri belediyenizamlarından kurtulmak için şehrin dışında kurulmuştu.  Bu eğlence yerlerinde sirkler ve buna benzer yerler de mevcuttu.  İki tane tiyatro mevcuttu. Bu uzak yerlere ancak araba ve atla gelinebiliyordu. Ben önce tiyatronun dış kapısından işe başladım; yavaş yavaş sahneye ulaştım. Ben oyunculuğa başladığımda Londra’da sekiz on oyuncu kolu vardı, her bir kolda da yirmi kadar oyuncu vardı. Ben bunlardan birine katıldım. Onların içinde kendimi göstermem zaman aldı. Ben eski oyunları yenileme görevini üstlendim. VI. Henry adlı üç bölümlükoyunum bu mahiyettedir.Oyunun devamı niteliğinde olanIII. Richard’ı yazdım. Dahası çıraklık yıllarımda bir dizi oyun yazdım. 1594-1596 yıllarından başlayarak II.Richard, Romeo ile Juliet, Venedikli Tacir gibi oyunlarla ünün kapıları bana açılmıştı. II. Richard’da tarihten yararlandım. Bu yönleriyle zayıftılar. Kendi içine kapanık,  çekingen, kendi içlerinde düşünmeyi seven kahramanlarımolgunlaşıyordu benim gibi. Hamletbenim olgunluk dönemi oyunum oldu.”

“Tarihte İngiliz kahramanlığı üzerine en gururlu duran V.Henry halk kahramanı Essex Beyi’nin İrlanda seferini anlatır. IV. Hery’i  komedisi kraliçenin çok hoşuna gitti. Bunun üzerine Windsor’lu Şen Kadınlar komedyasını yazdım. Benim yarattığım tipler sevildi. Falstaff, hakim, Shallow gibi tiplerdi bunlar. Olgunlaşmam öyle kolay olmadı. Bugün bakıyorum da Bedriye, o tipleri bugün farklı bir olgunluk içinde ele alırdım Anlayacağın yine de güzel dramlar olarak kabul ediyorum onları.  Bütün eserlerimde kullandığım on birlik hece, kafiyesiz nazım mısra sonunda soluksuz kalmıyorakıcılık da kazanıyor Venedikli Tacir’deShlock, Beğendiğiniz Gibi’deJacques,Julius Caesar’daBrutus’da kısmen olsa bu türden derinliğin izlerini görmek mümkün. 1595 ile 1600 yıllarındaki eserlerin derinliği daha farklıdır.  Buna karşı Francis Meres İngiliz şairlerini Yunan, Latin ve İtalyan şairleriyle karşılaştırılırken benim on kadar eserimi saydı ve tragedyalarımın ise Plautus’tan aşağı kalmadığını söyledi.”

“Sevgili Shakespeareher sanatçınınbir altın dönemi oluyor yazın serüveninde. Senin altın çağın ne zamanı kapsıyor?”

“Ben iyi bir oyuncuydum. Birinci sınıf bir yazardım. 1597 yılında Stratford kasabasının en büyük evini bahçesiyle birlikte satın aldım. Aileme de bir arma armağan ettim. Kısa bir süre sonra da tiyatronun bir oyuncusu değil, hissedarıydım. Kuru Gürültü,Beğendiğiniz Gibi,On İkinci Gece  iki yıllık eserlerimdir.  Elbette hayata bakışım değişiyordu Bedriye. Bu değişim benim yapıtlarımda belli ediyordu kendisini. Elizabeth’in döneminin sonyılları politika bakımından olduğu kadar,din, ahlak ve sanat bakımından da bunalımlıydı.  Bu kargaşaya benim hüzünlerim dekarışınca hepten zor oldu 1600 yılları benim içinUmut kıran acılarla tanıştım.Hamlet ve Othello, Kral Lear, Macbeth,AtinalıTimon, Yalnızlar Komedyası,  Bir Yaz Gecesi Rüyası, Veronalı İki Centilmen, Bir Kış Gecesi Masalı…gibi tragedyalardan ziyade  Kısasa Kısas,İşin Sonuna Bakmalı gibi komedyalarda bu acıların izlerini görebilirsin. Ben yazdıklarımda tarihe, hikâyelere,  şiire her zaman sadık kaldım. Buna karşı Kral Lear’ın küçük kızı ablasının ordularını yendikten sonrahükümdarlığı ele geçirip babasına veriyor. Kordelia’nın yenilip öldürülmesi sonucunda ihtiyar hükümdarın çıldırmasıyla bitiyor oyun. 1603 yılında  “I.James” Kralın oyuncuları” adıyla kendi hükümdarlığına aldı bizleri.PeriklesCymbeline, Kış oyunları, Fırtına,  çilelerimin ardından gelen yorgunluğun eserleridir. İyi ile kötünün karşı karşıya geldiği bu eserler,iyinin sabır ve anlayışıyla kötüyü doğru yola getirmesiyle bitiyor. Her ne kadar benim bakış açım değişmiş olsa da son oyunlarımda hep karanlıkta kalanları aydınlığa çıkarma azminde oldum.”

“Tüm bu çalışmaların sayesinde  ekonominde  hatırı sayılır bir değişikliğe  oldu mu?”

“Sevgili Bedriye, bu çalışmalarım sayesinde hem itibarhem de ekonomik durum açısından  sınıf atladım. Kazandığım parayla yeni yerler aldım ve kasabalılar arasında sevilen sayılan birisi oldum. Artık Londra’ya işim düştükçe gidiyordum. Oğlum Hamlet’i  de on bir yaşında kaybetmiştim. Ölümün soluğunu ensemde hissettiğim için vasiyetimi hazırladım. Zaten şair arkadaşlarımla birlikte çok fazla içki içtiğim için hummaya yakalandım ve 23 Nisan 1616 tarihinde öldüm.”

“Sevgili Dostum, yapıtlarının basıldığını gördün mü sen?”

“ Birçoğu sağlığımda basıldı. Adımla çıkan belli başlı eserlerimin arasındaVenüs ile Adonis(1593),Lucretia’nın Kaçırışı( 1594) iki mazlum hikâyeile sayısı yüz elliyi geçen Soneler(1609) yayımlandı.”

“Sevgili Dostum Sonelerine gelmek istiyorum. Soneler hakkında neler düşünüyorsun?”

“Sevgili Bedriye, Soneler tartışma yaratan eserlerimdir. Sonelerin ilk yüz yirmi altısı bir delikanlıya diğer yirmi altı sone deesmer bir kadına yazılmıştır.  Soneleri yazdığımdelikanlı hem soyludur hem de yakışıklıdır.  Ben o zamanlar yaşlanmaya başladığım için onu çok seviyordum. Bu delikanlının sahip olduğu güzelliğin yitip gitmesini istemiyordum.Onun evlenerek güzelliğini çocuklarında devam ettirmesinden yanaydım.Özüne bakarsan delikanlının asıl güzelliği benim dizelerimdeki güzelliğidir.  Ben tüm güzellikleri kendi dizelerimde garanti altına alıyordum.   Oysakigüzelliğini şiirlerimde ölümsüzleştirdiğim delikanlı yokluğumda sevgilimle yatıyordu. Olayınfarkına vardığımda da yalvararak kendini bana affettiriyordu her seferinde.  Metresimfettandır, zekidir; sözcüklerle ifade edilmez bir çekiciliği vardı. Her seferinde beni kendi çekiciliğiyle büyülüyordu. Bu iki kahramanın kimler olduğu konusunda birçok varsayım ortaya koyuldu. Soneler’imde W.H Harfleriyle kişileştirdiğim insanların kimliklerine dair yapılan yorumlara gülüyorum. Bizim dönemimizde eserler Kayıtlar Dairesine yazdırılırdı. Onlarda sadece kayıt parasını almaya bakarlardı.  Eserleri kimin adına kaydının yapıldığına dair kontrolü yapılmıyordu. Bu günde bu türden bilinmezlikler bilinmezliklerini koruyor. Oynanan oyunlar sarayın eğlence sorumlusu tarafından sansür edilirdifakat sansürlerinkayıtları tutulmazdı. Oyunların ya da şiirlerin ne zaman çıktığı kesinlik kazanmıyor böyle olunca.Ben bile bu konuda bilgiye sahip değilim. Ölümümden yedi yıl sonra 1623 yılında iki oyuncu arkadaşım tarafından çıkarıldı eserlerim.Oldukça oylumlu bir yapıttır. Birinci Follo diye anılır yapıt. Yapıtlarımdan ötevarlığımı da inkâr etmeye kalkıştılar.Eserlerimin sahibi olmadığım yönünde birçok söylenti çıktı.”

“Sevili Dostum ben yine Sonelere dönmek istiyorum.”

“ Bedriye benim tüm hayatım Soneler’dir. Benim insan yanıma en çok şiirlerde rastlarsın. İnceden inceye yağan kar gibi, sevgilerde iştah kabartan cinsellikle karşılaşırsın. Soneler İngilizceninen güzel örnekleri arasında olmakla beraber aşk edebiyatının en güzel örnekleri arasına girmiştir. Bu şiirlerde duygu ve düşünce derinliği söyleyiş zenginliği bakımından ölümsüzlüğe ulaşmıştır. Yüz elli dört Sone ilk kez Thomas Thorpe tarafından yayımlanmıştır. 1640 yılında Soneler, John Benson tarafından yeniden yayımlanıyor. O da şiirlerimi kendisince düzeltmesini yapıyor. Sonraları ise Soneler’in başka dillere çevirisi yapılıyor. Rönesans İtalya’sındabaşlayan Sone türü öncelikle İngiliz şiirlerinde genişölçü biçiminde geliştirerek kullanmıştır. Ben Sonelerdenolgun bir lirik şiir aracı olarak yararlandım; bu ürünün en sağlam ve güzel örneklerini verdim. Şu saptama benim şiir çizgimi doğru kavrıyor:  ‘Uyak düzeninde görüleceği gibi İngiliz sonesi üç dörtlükle bir beyitten meydana gelmişe benziyor. Genellikle birinci dörtlük, konuyu sunar; ikinci dörtlük konuyu genişletir; üçüncü dörtlük geliştirip doruğa götürür; son iki satırsa şiirin özü ile sanatını verir.’ Sonelerimi her zaman bu sıraya göre yazmadım. Biçim bakımındaysa fazla değişiklik yapmadım. Sone 126’da 14 değil 12 satır vardır. Sone 135 apayrı bir uyak düzeniyle yazılmıştır ( abab/bcbc/adad/aa)Ben şiirlerimde İngiliz şiir kuralına değişmez bağlarla bağlıolmadım. Vurguların yerini değiştirdim; duruma göre hece eklediğim de oldu. Şiirde ses ve anlam bütünlüğüne özen gösterdim. 154 sonemin ana teması sevgidir. Sevginin öyküsünü yazdığımı düşünüyorum.”

“Bazı eleştirmenlere göre Soneler senin değil, sanatın sesidir.Bir yandan sevgilinin diğer yanda ise delikanlının güzelliklerini şiirlerinde kayıt altına alıyorsun. Şu bir gerçek: Acı ve çile de hayatına böyle yansıyor. Hayatın boyunca doyumsuz bir aşkın özlemini duyumsuyorsun. Derin acılara ev sahipliği yapan kalbin, dünyadan elini eteğini çekiyor. Sevgitekrar hayata tutunmanı sağlıyor. Sevgilinin yaptığı her yanlışın bedelini sen ödüyorsun. Sevgilin yüzünden gözden düştüğünü anlayınca sevgilini terk ediyorsun; ama bu kez sevgilin seni terk etmiyor. Sevgilinin ölümsüzlüğünü ne kadar istesen de cinsel iştahlar, ihanetler ve ayrılıklar seni tüketiyor içten içe.”

“Hayatın, bir çıkmaza giriyor bir yandan delikanlıya beslediğin sevgi öte yandan esmer kadına bağlılığın. Metresinin seni cinselliğe mahkûm ettiği anlarda hayatın çıkmaza giriyor. Evli bir kadın olan metresin başka başka erkeklerle de düşüp kalkmaktadır.

Metresinin sana yaptığı en büyük ihanet, senin sevdiğin genç delikanlıyla da yatmasıdır. Sen sevdiğin her şeyi taparcasına seviyorsun. Sonelerinde anlatılan sevgi dünyası senin sevgi dünyandır. Kırılgan, kıskanç, bağışlayıcı, en önemlisi de çırılçıplaklığıyla sana/ senin dünyana aittiler. İçinde aldığın her nefeste büyüyen acılar bazen canlı bazen durgun bazen de lirik bir ses olarak şiirinde yerini almıştır. Bir erkeğe şiirler yazmış olman senin de homoseksüel olduğun düşüncesine yol açıyor. Bu algı günümüzde de geçerliliğini koruyor. Özelliklesonelerinde kendini gösteren erkek sevgisini sevdiklerinle ilişkilerini felsefe estetiği bakımında yorumlamak gerekiyor: ‘“Shakespeare belki de sarışın genciideal güzelliğin simgesi olarak görüp öyle yaratmıştır. Ozan sevgilisinin erkekliğiyle kadın yüzünü eşi olmayan bir karışım halinde birleştirmiş. Sarışın gencin soyluluğu da, aslında bir manevi temizlik, arınmış ruhun boyutudur. Böyle bir güzelliğe duyulan sevgi, cinseliştahların çirkinliğinden uzak kalır.  Soyut bir sevgidir o.’( Shakespere/Tüm Soneler/ Talat Sait Halman)

    Sevgili Dostum, sen kasabadan çıkıp Londra’ya gittin. Aktif olarak sanata katıldın. Para ve itibar kazandın. Algıladın ki var olan bütün güzellikler akılcı dünyada geçicidir. Zaman gibi insanlar da nankördür. Tüm bu nankörlüğü yok etmenin yegâne yolu sanattan geçiyordu. Senin güzelliğe duyumsadığın ilgi ruhen arınmaktır. Manevi değerlerin yaşam içinde örselenmesi seni içten içe incitiyordu. Her tür güzelliğim ihanet karşısında ederi nedir?Kim fiyat biçebilir bu edere? Güzelliklerde erdemi önceledin. Güzelliğin cinsiyeti yoktu. O yüzden bir erkeğe o kadar şiir yazarak erkek ve kadın yüzünün ancak ve ancak erdem ve güzellik söz konusu olduğunda cinsiyet eşitliğinisağladığını sonelerinle kanıtladın. Estetiğe olan düşkünlüğünün sonelerinde yer alması da bu yüzdendir. Sen kendi kullarını dizelerinde yaratarak onları sonsuz güzellik ve erdemle ödüllendiriyorsun. Tanrının kulları bebekken tertemizdir ve büyüyünce tamamen hayatın kuralları içinde kişilikleri yok olup gitmektedir.Sevgiye doymamış bir insan olarak, o açlığını tamamen şiirlerine kustun. Ünün dünyada duyuldu. İngiliz tiyatrosuyla ilgilenenlerin seni bilmeme hakkı yoktu.  Öyle ünlüsün ki tiyatro yazarları, romancılar,  besteciler, filmciler… Senin sözlerinden etkilenerek yapıtlarını yazıyorlar. Seni bilmek demek Batı edebiyatı tiyatrosunu ve o tiyatronun seslendiği kültürleri bilmek anlamına geliyor. Bu anlamıyla ölümünün akabinde de birçok insanın geçim kaynağıoldu yapıtların. Sen bir yönüyle okura diğer yönüyle seyirciye sesleniyorsun yapıtlarında.  Yazdıklarının tarihsel serüvenleri ile geliştirdiğitoplumsalbağ gizemini koruyor. 17. yüzyılın ortalarında başlayarak okuru ve izleyicisiyle buluşan yapıtların yalnızlık duygusuna hiç ama hiç kapılmadı. Herkes tarafından seviliyor.  Seyircilerin kendini okuyucu, okuyucuların kendilerini seyirci yerine koyabiliyor.

    Ne mutlu bir evliliğin ne de mutlu bir ilişkinin olmaması kendini zaman zaman yitik hissetmene neden oluyor. Sahneye çıkmadan önce birçok işler yaptın ve yaşam gerçeğini kavrayarak sahnelere çıktın. Senin en büyük başarın, başarılı olacağın ve yeteneklerini sergileyebileceğin işle erken yaşta tanışmandır. Bir aşk adamısın. Aşkta aradığımı  bulamadım. Şiirlerimde bu duygunun  ürünüdür. Yaşadıklarının gerçekte sevgi olmadığını sen de çok iyi biliyorsun. Şehvet sevgiyi barındırmıyor özünde.  Kıskançlık seni yiyip bitiriyor. Birçok şeye sahipsin ama aşka ve aradığın sevgiye sahip değilsin. Yalnızlığının doruklarında dolaştığın için kendi kullarını sözcüklerde yaratıyorsun. Gençliğini ve güzelliğini yitiren her şey sende derin hüzün yaratıyor. Elbette dostların oluyor düşmanların olduğu gibi. Sen kendi önünde diz çöküyorsun. Öyle bir gurur taşıyorsun ki kimi zaman yaralı, kimi zaman soyluen önemliside ne aradığını, neye karşı olduğunu zaman zaman kestiremeyen bir gurur. Rüzgârın savurduğu bir yaprak gibi yönsüzlüğe özenmek… Senin varlık nedenin olan Sonelerini birlikte okuyalım istiyorum: Sone  1:” Artmasını isteriz en güzel varlıkların/ güzelliğin gül yüzü solmasın diye asla/ bir güzel, yaşlanıp da göçünce bugün yarın/anısı yaşar yine körpecik yavrusuyla/ Ama can yoldaşındır kendi parlak gözlerin/ kendi ateşin besler ruhunun alevini/ kıtlığa çevirirsin bolluğunu her yerin/kendi düşmanın gibi, ezersin canevini/şimdi sen yeryüzünün taptaze bir süsüsün/ varlığın çiçek dolu bahardan müjde taşır/ ama kendi goncanda ruhunla gömülüsün/ pintiliğin arttıkça kendi sonun yaşlaşır/ dünyaya acımazsan, oburlar gibi ancak /varlığın da mezar da güzelliği yutacak”(Türkçesi: Talat Sait Halman)

       “Bedriye ben aşk adamıyım. Aşkı bulamadığım için aşk hakkında bu kadar şiir yazdım. Hayatta insan neyin üzerinde çok fazla yazıyorsa o duygudan yana kederlidir. Kederi ben de çok yakından tanıdım, ihanet gibi. İnsanlığı gözümde küçülten ikiyüzlülükleri gördüm.  Kendim de o kirliliklerin içinde yer aldım, ruhum yaralandı. Senin kendi kullarını yaratma saptaman inan ki yerinde bir saptama. Sözcüklerden yarattığımkulları insanlığa armağan ettim. İnsanlar ne kadar boş hayallerin peşinde koşuyor değil mi? Sevgilim kimmiş vs.vs. Benim ruhumu görenlerzaten sevgilimin kim olduğunu bilirler. Önceleri bana haksızlıklar yapıldı, ben de onlara haksızlıklar yaptım. Onlarla kendimi eşitlememek için didindim durdum. Ben bilge biri değilim, kendimi öyle görmüyorum. Ben bir ozanım ve oyun yazarıyım. Bu sıfatları kendime daha çok yakıştırıyorum. Çocuklarımın kardeşlerimin ölümlerini tattım. Bu acıların içine hangi başarıları sığdırabilirsin? Ben yaralı gezdim dünyada. Arsızlığım da yaralı oluşumdan kaynaklanıyordu. Ne yana baksam birbirine benzeyen insanlar görüyorum.  Herkesin acılarında biraz daha azaldım.”

“İçimdeki yaralar Londra’nın manzarası gibidir. Işıklı gecelerim de karanlıkta kaldığım gecelerim de oldu. Acılarım kadar içime sindirdim oyunlarım ile sonelerimi. Toprak kokusu değil sahnenin tozu varhâlâ üzerimde. Beni inciten iyi bir baba olmamamdır. O koşuşturmaların içinde çocuklarıma gereken özeni gösteremedim. Eksik bir insan olarak hissetmemde bu duygunun hatırı sayılır rolü vardır. Tabii eşimi de aldattım. Metresimi de bu yüzden affediyordum. Kirliliğimiz eşitti onunla. Eğer temiz bir insan olsaydım bu konuda toleranslı olmazdım. Dostlarıma gereken özeni gösterdim. Bak bu yönden yüreğim tertemiz. İnsan hangi meziyetlere sahip olursa olsun önce insandır. Benim büyük yanım da insanın insan olma zayıflığından yola çıkarak çirkinliklerle güzellikleri, iyilik ile kötülükleri yan yana getirmemdir.  İnsan, senin deyiminle gerçekten  yaşadıklarına sığıyor. Bak bu ağacın altında oturmuş benim yaşamım üzerine düşünce üretiyoruzüzerinden yıllargeçse de... Seni bu duygularla kucaklıyorum. Ne zaman istersen beni çağırabilirsin.  Dostluğum sana bakidir! Sevgiyle kal Bedriye.”

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder