Türkiye’de sanatın her dalında öne çıkmış isimler İstanbul’da yaşar. Kimileri ise İstanbul – Bodrum arasında mekik dokuyarak ömrünü geçirir. Kimi hem ıstanbul’da hem de İstanbul’u yaşar.. Bir çoğu da farklı sosyal ilişkilerin bir parçası haline gelip, parasal alış-veriş ağının içinde kültür ve sanatın başkenti Istanbul’u tek yaşam mekanı olarak seçerler.Örneğin Yaşar Kemal,Çukurova’dan hiç çıkmasaydı nasıl tanıyacaktık bu büyük ustayı..
Sanatın tüm dallarında hele edebiyat alanında devleşme yolunu seçip hedeflemiş hiç bir isim kolay kolay taşrada yaşamaz. Çünkü yeteneği ve niteliği ne olursa olsun yaptıkları ürettikleri İstanbul’dan uzakta ise, yazar ve okur alışveriş ağının dışında kalır.. Bedriye Korkankorkmaz Bingöl doğumlu. Türk Edebiyatı için yeni ve çok farklı bir soluk. Şimdiye kadar can bulmuş yapıtları onu çok hak ettiği halde sayıları binlerce ifade edilebilecek okurlarıyla henüz buluşturamamış . Kısa bir zaman dilimi öncesi Mersin’de bir kamu görevlisi iken, hem görevini başarıyla sürdürüyor hem de gençliğinin doruğunda üretiyordu. Kitapları yayınlanıyor, söyleşiler yapıyor, edebi kişiliği haber ve röportaj başlıkları oluyordu. Tabii bu söyleşiler ve yazılanlar Mersin ‘’taşra’’ sınırlarının ötesini aşamıyordu. Onun kendi çabalarıyla şiirleri, öyküleri, kitap tanıtım yazıları, şiir üzerine yazdığı yazılar ve söyleşiler ‘’Cumhuriyet kıtap, Öteki-Siz, Budala, Mortaka, Kavram karmaşa, Kül, Genç kalemler, Lacivert, Berfin Bahar, Hayvan, Ünlem, Güzel Yazılar Andız, Kendi, Damar, Bireylikler, Çağdaş Türk Dili, Pencere, Öğretmen Dünyası, ABC, Ardıçkuşu, Aykırı Sanat, Papirüs, Kuvay-i Milliye, Virgül, Kültür Çağlayanı, Parşömen, İnsancıl, Her şeye karşın, Afrodisyas, Güncel Sanat, Evrensel, Amanos yazıları, Koridor, Emeğin Sanatı, Kıyı, Yaba, Aydınlık Kitap, Şiiri Özlüyorum, Mühür ve Güney’’ gibi dergilerde şiirleri ve yazıları yayınlandı. O hem kamu görevini yüz akıyla yaptı,hem de aralıksız edebiyatın içine girdi.Yaşamı bu yoğun tempoda sürerken, nedense etkili ve yetkililer, daha genç yaşındaki Bedriye’yi kamudan zorunlu olarak ‘’emekliye’’ ayırdılar…
Bedriye Korkankorkmaz, 68’liler Vakfı tarafından düzenlenen Şiir yarışmasında, 1998 yılında başarı ödülü aldı. Şiirleri aynı yıl ‘’İnsan Hakları Derneği’’ tarafından düzenlenen Şiir Yarışmasında, Övgüye değer bulundu.
Bedriye, durmadan yazıyor ve üretiyordu.. Kitapları ile ilgili düşüncelerimi yazmadan önce. Birkaç saniye masadan dışarıya bakıyorum.. ‘’Güneşli ve aydınlık bır Pazar sabahı. Yarın çıkacak Mersin İMECE GAZETE’sinde ki köşe yazım için konu başlığı yaptığım, bir söz mimarını, çoktan usta olmuş, hatta kendi ustası olmuş Bedriye’yi camdan görünen denizin maviliği içinde düşünüyorum uzun uzun onu yazabilmek için.. Yalın, özgür, gösterişsiz ve mütevazi Bedriye’yi..
Ne güzel bir kadın … Ne güzel bir İnsan Bedriye… nasılda dalmış korkusuzca asırlar öncesinden bu güne , ‘’Dünya Edebiyatı’nın, Okyanusu’nun’’ derinliklerine, sanki 120 yaşındaki William Faulkner’le uzun bir gençlik aşkı yaşamış.. Belki de Bedo, Thomas Hardy’nin kan bağı olan bir yakını gibi… Belki de Shakespeare’in gençlik yıllarında İngiltere’nin Stratford upon-Avon’da peşinden aylarca koştuğu Bingöl dağlarının binbir çiçek kokusunu üzerinde taşıyan kız… Onun vecihi Timuroğlu’na duyduğu derin sevgi eşsizdir. Ve daha nicelerine… Biliyormusunuz, Bedriye sadece usta bir kalem değil, o aynı zamanda yaşam, edebiyat ve psikolojinin en bilinmez labirentlerinden topladığı hazinelere eşdeğer birikimleriyle dinleyeni adeta soluksuz hale getirip büyülüyor..”
Ben çok usa kalem tanıdım. Bazılarının kaleminden dökülen yıldızlar, sohbette aynı parlaklığı ve tadı içermiyor. Bu yüzden Bedo, bir doyumsuz sohbet perisi gibi. Dedim ya duygularım yoğun ve çok renkli şu an.. Biraz da karmakarışık. Penceremden durgun Akdeniz ve balkondaki çizgili koltuğum gözüküyor. Oraya Bedriye’yi oturtuyorum. Goethe’yi, William Morris’i uzun uzun bana anlatması ve yorumlaması için Bedriye’yi dinliyorum yüreğimde.. Mersin’in elit ve Kültür Sanat’a aşina ortamlarında hiç görmezsiniz Bedriye’yi.. Psikoloji’yi, doğayı, insan haklarını size saatler boyu anlatacak Bedriye nedense bu ortamların organize sorumlularının öncelikle aklına gelmez. Aah ! bir çağırsalar ve tanısalar…
Mersin’de görkemli salonlarda muhteşem ödül törenleri düzenlenir. Bu törenlerin ev sahibi kuruluşlar yılın adamlarına, yılın kadınlarına ödüller verirler ama kimsenin aklına Bedriye gelmez. Niçin biliyormusunuz ? okumuyoruz da ondan . Okumadan ahkam ahkam kesenlerimiz çoğunlukta da ondan.. Böyle olduğu içindir ki Japonya’da bir günde basılan kitap sayısı bizde bir ayda bile basılmıyor. Toros Üniversitesi hocalarından Can dostum Nevzat Erol aynı zamanda gazetemizin yazarlarındandır. Umuyorum ki en yakın günlerde Bedriye’yi Üniversite’de öğrencileriyle tanıştıracak ve güzel sohbetinden öğrencilerini nasiplendirecektir...
Yaşadığımız kentin nerede olursak olalım değerlerine sahip çıkmazsak, bir gün banka hesaplarımız hatırı sayılır rakamlarda dahi olsa ‘’silik, yoksul ve kimliksiz’’ oluruz. Bu yüzdendir ki önce yaşadığımız kentte mutlak ‘’ FARKINDALIK’’ kavramının bilincinde olmak zorundayız. Hem farkındalık yaşam içinde su ve hava kadar önemli değilmidir ?. Buradan Özlem Serra’ya çok teşekkür etmeliyim. Yanılmıyorsam beş yıl önceydi, o gün fotoğraf makinesini almış heyecanla bir dergi röportajının hazırlıklarını yapıyordu. Bedriye’yi keşfetmiş emek vereceği bir çalışma yapacaktı. Röpörtajı bitirdiğinde bana şöyle demişti Serra; ‘’Bedriye’ye karabiber ağacı altında kırmızı elbisesiyle’’ çok güzel fotoğraflar çektim. Bir de başlık attım, Mersin’in VİRGİNİA WOLF’u diye… Eline sağlık, kalemine ve yüreğine sağlık Özlem… Bir de Abidin Yağmur Mersin’den Bedriye ile düzeyli söyleşiler yapar. Abidin’de her zamanki gibi kendine yakışanı yerine getirir..
Bir yazarı anlatmak, onu ne ölçüde anlatmaktır ?. Ben burada Bedriye için ne yazarsam yazayım, onun derinliğini yeterince anlatamam sığ kalır. Ama dileğim; bir gün yoğun, çok yoğun kitlelerin Bedriyeyi okuyup anlaması ve Bedriye’nin aydınlığının çok daha geniş alanlara yayılmasıdır..
Yapıtları:
_Vecihi Timuroğlu Kitabı (Nazire Akbulut, A.Alper Akçam …ve Munise Yıldırım’la birlikte Yom yayınları
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder