26 Ağustos 2016 Cuma

Ruhun Dalgıcı: Gide

 
 
 
 
 
 
 
Ruhun Dalgıcı:  Gide
Bedriye Korkankorkmaz
Ne zaman okumak için elime bir günlük alsam, farkında olmadan kendime şu soruları sorarım: İnsan,  kendi gerçeğini anlatırken ne kadar samimi olabilir? Ya da yazarın samimiyet anlayışı, benim samimiyet anlayışımla ne kadar örtüşüyor? Günlük, yazmanın ciddi bir yaşamsal birikim gerektirdiğine inanırım oldum olası. Günlükte kurgu yoktur, insanın kendi gerçeğine ne kadar içten ve ne kadar dürüst davrandığı vardır sadece. Ciddi bir yaşamsal birikimi olmayan bir insanın, kendi gerçeğine bir başka kişiymiş gibi bakabilmesi;  insanın, kendisine karşı verebileceği en zor sınavlardan birisidir diye düşünüyorum.
             Gide de: “Yazı yazarken en güç olanı içten olmaktır. Asla sözcük düşüncenin önüne geçmemeli. Sanatçı yaşamı boyunca, içgüdüsüne dayanmalı, yazmazlık edememeli,” diyor (s.11).
            Gide’ in Günlük’ünü elinize alıp da sayfalarını çevirmeye başladığınız andan itibaren, farkında olmadan kendi iç dünyanıza sorularla dolu bir yolculuk yapıyorsunuz. Gide, insanın kendi gerçeğini sorgulayarak önceliklerini netleştirmesinin ne kadar önemli olduğunu anımsatır bize. Ayrıca, insanın önceliklerini yaşama geçirebilmesi için de,  kendisine güvenmesinin; kendisine karşı savaşımlarında başarısızlıklarını da başarılarını da aynı terazide tartmasını bilmesinin önemini de hatırlatır bize.
Zihnim önce var olmak ve sonra görünmek mi, yoksa her şeyden önce görünmek, sonra da, göründüğümüz gibi olmak mı gerektiğini kestirebilmek için, kendi kendine, bir tartışmaya girişmişti” ve “Zihnim; ‘İnsan göründüğü ölçüde var olabilir’ diyordu” (s.10).
Gide  işte, buna benzer tümcelerle okuru içten içe kuşatmayı başarıyor.  İnsanın,  kendi gerçeğine yakın olması gerçek bir başarı değil midir? Gide’in Günlük’ünü okuyan herkes şu gerçeğin farkına varır: İnsanın usundaki demir parmaklıklarından kurtulması hiçbir zaman kolay olmamıştır. Her şeyden önce kazanmak istedikleri için mücadele etmesi gerektiği gerçeğiyle yüzleşiyor insan. Gide,  bu kitabıyla kendimize karşı verdiğimiz sözleri nasıl da savsakladığımızı, kendisini ciddiye almayan insanın, kendisiyle kurduğu yakınlığın sadece adını bilmesi kadar trajik bir durum olduğunu düşündürüyor insana. 
            İnsanın geçirdiği çocukluğun geleceği belirlediğini bu kitapta bir kez daha görebilirsiniz. Bir anne ve babanın çocuklarına verebileceği en büyük servettin çocuklarına çocukluklarını yaşamalarına izin vermeleri olduğunu düşünüyorum. Çocuk olmadan büyük olan her insanın içinde,  kanayan bir yaradır çocukluk. Çocukluk insanlığın en değerli hazinesidir. Bu güzelliği yaşamak ve yüreğinde hissetmek bütün çocukların hakkıdır. Gide’in de,  yitik bir çocukluk yaşadığını şu satırlardan anlıyoruz: “Bugün neysem, bunu yalnızlıkla, hırçınlıkla geçen çocukluluğum yaptı.”  Çocukluk ve yaşam. İşte insanın kendisine yapacağı yolculuğun ilk durağı...
            Kendisiyle ve yaşamla olan kavgasını sorgulaması, Gide’i, okurunun yazarı değil, arkadaşı, dostu en önemlisi sırdaşı yapıyor.  Gide bencilliğin insanın kendisiyle ilgilenmesini sağladığını dolayısıyla da kendisini tanımak ve kazanmak isteyen her insanın mutlaka bencil olması gerektiğini anımsatır bize. Onun bencilliği üretmek ve kendini tanımakla eş değer bir anlayışın ellerinden öper. Günlük’ünde  Tanrı’ya sığınma,  sahte mutluluk, mutsuzluk, erdem, erdemsizlik gibi kavramların insan yaşamındaki yerini sorgular. İnsan, yaşamına direkt etki edebilen ve insana,  her şeyden önce insan olma sorumluluğunu anımsatan kavramların içeriğinin boşaltılmamasının ne kadar önemli olduğunu da hatırlatır bize. Gide’e göre insanın her koşulda tutacağı bir üçüncü elinin olduğunu bilmesi, yaşama sımsıkı bağlanması gerektiğini anımsatmalıdır. İnsanın yaşama sevinci, acılarını, umutsuzluklarını yüreğinden silip atacak kadar güçlü olmalıdır. Gide  en çok yaşamdan umudunu kesenlere kızar. Bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade eder: “Bütün üzüntülerden nefret ederim. Geleceğinin güzelliğine güvenmenin, geçmişe tapınmaktan üstün olduğunun anlaşılmamasına aklım ermiyor” “Benliği hor görmek gerekir diyorsunuz. Benimkini değil. Benliğimi bir başkası da olsa sevebilirdim. Bundan daha kötü bir (ben) olabilirdim. En önemlisi yaşıyorum ve bu muhteşem bir şey” (s.42).
            Gide,  Günlük’ünde Goethe’nin fikirlerine sıkça yer verir.  Goethe’nin yanlış anlaşılmasına üzülür. Ve onu daha net anlamamız için örnekler verir. Örneğin, “Goethe, bunu bilmemeyi yeğledi. Mutlu olmak için o sırtını sefaletlere çevirdi. Onun kolaya kaçtığını sanarak önce ona kızdılar; gerçekte bu ancak kısır ruhlar için kolaydı. Goethe’nin durumu böyle değildi. Davranışı katı yüreklilikten ileri gelmiyordu. O kendi mutluluğunu göstermenin, başkalarının mutsuzluğuna,  sefaletlerine karşı açılan sert ve acı savaşlardan daha yararlı olacağını düşündü” (s.17).
            Gide’in Günlük’ünü okuyunca Cuverrille, La Rogue, Eliot,  Goethe, Stendhal,  Degas,  Oscar Wilde, Paul Claudel,  Roberto Gattecshid, Annunzio, Tolstoy, Nietzsche ve Darwin gibi değerli yazarları da daha yakından tanıma şansını buluyor okur. En önemlisi de Gide’in Günlük’ünü daha önce okumamanın ciddi bir kayıp olduğunu düşünüyor insan.
 Gide’in Günlük’ünden bazı önemli alıntılar: “Her şey ancak sevgiyle satın alınabilmelidir. Her ne olursa olsun, o şey onu en çok sevenin eline geçmeli. Ekmek, karnı en çok aç olanın, tatlılar onu her şeye üstün tutanın veya karnını doyurmuş olanın olmalı” (s.41). “ Her şeyi kucaklamaya kalkışmayın. Karşı çıkın” (s.49). “Geçmişin tarihi, insanın özgürlüğe kavuşturduğu bütün gerçeklerin tarihidir.”   “Mümkün olduğu kadar çok insanlık yüklenmek. İşte en güzel düştür” (s.27). “Her yaş günümde söylerim: kendimi uzun uzun düşünmek, hayatın hayatıdır. Bunu ne kadar da az düşünürüz! Hayatımızı hayatın kendisi içinde kurduğumuz  ne kadar enderdir” (s. 23). “Sanatçının kendisine özgü bir felsefesi, bir estetiği, bir ahlâkı olmalıdır. Bütün yapıtı ancak bunu belirtmeye çalışır. Bu da onun üslûbunu oluşturur. Onun özel bir şakası, bir şaklabanı bulunmalıdır; bunu da keşfettim, bu çok önemli (s.45).
“Şair olmak için insanın kendi dehasına inanması;  sanatçı olabilmek için de dehasından kuşku duyması gerekir. Gerçekten güçlü adam, birinin öbürünü artırdığı insandır” (s.116). “Hiçbir şeyi aceleye getirmemek ve sabırsızlanmamak ancak büyük adamların kârıdır. Büyük düşüncelerin olgunlaşması için bir süre gerekir. Beklemeyi bilenler, ödülünü fazlasıyla görürler. Birçok hâllerde gecikme, güçten daha etkilidir” (s.134) ve Darwin’in birçok tümcesini yineleyelim: “Kuruluşun alçak basamaklarında yer alanlar, yüksek basamaklarında bulunanlardan daha çok farklılık gösterir”(s.128).
            Yıllar önce bir arkadaşım bana telefonda şunları söylemişti: “Bedriye, Irvin D.Yalom’un Nietzsche Ağladığında adlı kitabını oku. Göreceksin ki yarın bir başka Bedriye olacaksın!” Sadece gülmüştüm ve ertesi gün kitabı satın almış bir gecede de okumuştum. Arkadaşıma teşekkür etmem gerekiyordu bu kitabı okumamı sağladığı için. Ben de onu telefonla aradım ve üç aşağı beş yukarı şu sözcüklerle duygu ve düşüncelerimi ifade ettim:  “Canım, ne yazık ki okuduğumuz yüzlerce iyi kitabın izlerinden nasıl kurtulmayı başardıksa, bu güzel kitabın da yüreğimizdeki etkilerinden kendimizi aynı yöntemle arındıracağız. Biz, insanların ne kadar vefasız ve unutkan olduğunu unutuyorsun galiba. Ne zaman değer taşıyan bir eseri okuduğumda, eserde yazılanlar yaşantımın gerçeği olabilmişse;  işte o zaman,gelişimin ve dönüşümün kapısında bir karınca adımı yol kat etmiş olduğumu anlarım. Bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. Önemli olan birçok yazar ve düşünürün duygu ve düşünce dünyamıza yaktığı ışıkları söndürmeden, yeni yeni ışıklar yakmak için elimizden geleni arkamıza koymamamız gerektiğidir.
Bir başka ışık altında karanlıklarıyla yüzleşmek isteyen yürekli her okurun Gide’in Günlük’ünü, başucundan ayırmayacağını biliyorum.
 
André Gide. Günlük.Yay. Haz. Faruk Çil. Mercek Yayınları,2003,143 s.
28 Ekim 2004 / Cumhuriyet Kitap Eki,  s.10.
 
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder