Ruhun
Dalgıcı: Gide
Bedriye Korkankorkmaz
Ne zaman okumak için elime bir günlük alsam,
farkında olmadan kendime şu soruları sorarım: İnsan, kendi gerçeğini anlatırken ne kadar samimi
olabilir? Ya da yazarın samimiyet anlayışı, benim samimiyet anlayışımla ne
kadar örtüşüyor? Günlük, yazmanın ciddi bir yaşamsal birikim gerektirdiğine
inanırım oldum olası. Günlükte kurgu yoktur, insanın kendi gerçeğine ne kadar
içten ve ne kadar dürüst davrandığı vardır sadece. Ciddi bir yaşamsal birikimi
olmayan bir insanın, kendi gerçeğine bir başka kişiymiş gibi bakabilmesi; insanın, kendisine karşı verebileceği en zor
sınavlardan birisidir diye düşünüyorum.
Gide de: “Yazı yazarken en güç olanı içten
olmaktır. Asla sözcük düşüncenin önüne geçmemeli. Sanatçı yaşamı boyunca,
içgüdüsüne dayanmalı, yazmazlık edememeli,” diyor (s.11).
Gide’
in Günlük’ünü elinize alıp da
sayfalarını çevirmeye başladığınız andan itibaren, farkında olmadan kendi iç
dünyanıza sorularla dolu bir yolculuk yapıyorsunuz. Gide, insanın kendi
gerçeğini sorgulayarak önceliklerini netleştirmesinin ne kadar önemli olduğunu
anımsatır bize. Ayrıca, insanın önceliklerini yaşama geçirebilmesi için
de, kendisine güvenmesinin; kendisine
karşı savaşımlarında başarısızlıklarını da başarılarını da aynı terazide
tartmasını bilmesinin önemini de hatırlatır bize.
Zihnim önce var olmak ve
sonra görünmek mi, yoksa her şeyden önce görünmek, sonra da, göründüğümüz gibi
olmak mı gerektiğini kestirebilmek için, kendi kendine, bir tartışmaya
girişmişti” ve “Zihnim; ‘İnsan göründüğü ölçüde var olabilir’ diyordu” (s.10).
Gide işte, buna benzer tümcelerle okuru içten içe
kuşatmayı başarıyor. İnsanın, kendi gerçeğine yakın olması gerçek bir
başarı değil midir? Gide’in Günlük’ünü
okuyan herkes şu gerçeğin farkına varır: İnsanın usundaki demir
parmaklıklarından kurtulması hiçbir zaman kolay olmamıştır. Her şeyden önce
kazanmak istedikleri için mücadele etmesi gerektiği gerçeğiyle yüzleşiyor
insan. Gide, bu kitabıyla kendimize
karşı verdiğimiz sözleri nasıl da savsakladığımızı, kendisini ciddiye almayan
insanın, kendisiyle kurduğu yakınlığın sadece adını bilmesi kadar trajik bir
durum olduğunu düşündürüyor insana.
İnsanın
geçirdiği çocukluğun geleceği belirlediğini bu kitapta bir kez daha
görebilirsiniz. Bir anne ve babanın çocuklarına verebileceği en büyük servettin
çocuklarına çocukluklarını yaşamalarına izin vermeleri olduğunu düşünüyorum.
Çocuk olmadan büyük olan her insanın içinde,
kanayan bir yaradır çocukluk. Çocukluk insanlığın en değerli
hazinesidir. Bu güzelliği yaşamak ve yüreğinde hissetmek bütün çocukların
hakkıdır. Gide’in de, yitik bir çocukluk
yaşadığını şu satırlardan anlıyoruz: “Bugün neysem, bunu yalnızlıkla,
hırçınlıkla geçen çocukluluğum yaptı.”
Çocukluk ve yaşam. İşte insanın kendisine yapacağı yolculuğun ilk
durağı...
Kendisiyle
ve yaşamla olan kavgasını sorgulaması, Gide’i, okurunun yazarı değil, arkadaşı,
dostu en önemlisi sırdaşı yapıyor. Gide
bencilliğin insanın kendisiyle ilgilenmesini sağladığını dolayısıyla da
kendisini tanımak ve kazanmak isteyen her insanın mutlaka bencil olması
gerektiğini anımsatır bize. Onun bencilliği üretmek ve kendini tanımakla eş
değer bir anlayışın ellerinden öper. Günlük’ünde Tanrı’ya sığınma, sahte mutluluk, mutsuzluk, erdem, erdemsizlik
gibi kavramların insan yaşamındaki yerini sorgular. İnsan, yaşamına direkt etki
edebilen ve insana, her şeyden önce insan
olma sorumluluğunu anımsatan kavramların içeriğinin boşaltılmamasının ne kadar
önemli olduğunu da hatırlatır bize. Gide’e göre insanın her koşulda tutacağı
bir üçüncü elinin olduğunu bilmesi, yaşama sımsıkı bağlanması gerektiğini
anımsatmalıdır. İnsanın yaşama sevinci, acılarını, umutsuzluklarını yüreğinden
silip atacak kadar güçlü olmalıdır. Gide en çok yaşamdan umudunu kesenlere kızar. Bu
konudaki düşüncelerini şöyle ifade eder: “Bütün üzüntülerden nefret ederim.
Geleceğinin güzelliğine güvenmenin, geçmişe tapınmaktan üstün olduğunun
anlaşılmamasına aklım ermiyor” “Benliği hor görmek gerekir diyorsunuz.
Benimkini değil. Benliğimi bir başkası da olsa sevebilirdim. Bundan daha kötü
bir (ben) olabilirdim. En önemlisi yaşıyorum ve bu muhteşem bir şey” (s.42).
Gide, Günlük’ünde
Goethe’nin fikirlerine sıkça yer verir.
Goethe’nin yanlış anlaşılmasına üzülür. Ve onu daha net anlamamız için
örnekler verir. Örneğin, “Goethe, bunu bilmemeyi yeğledi. Mutlu olmak için o
sırtını sefaletlere çevirdi. Onun kolaya kaçtığını sanarak önce ona kızdılar;
gerçekte bu ancak kısır ruhlar için kolaydı. Goethe’nin durumu böyle değildi.
Davranışı katı yüreklilikten ileri gelmiyordu. O kendi mutluluğunu göstermenin,
başkalarının mutsuzluğuna, sefaletlerine
karşı açılan sert ve acı savaşlardan daha yararlı olacağını düşündü” (s.17).
Gide’in
Günlük’ünü okuyunca Cuverrille, La
Rogue, Eliot, Goethe, Stendhal, Degas,
Oscar Wilde, Paul Claudel,
Roberto Gattecshid, Annunzio, Tolstoy, Nietzsche ve Darwin gibi değerli
yazarları da daha yakından tanıma şansını buluyor okur. En önemlisi de Gide’in Günlük’ünü daha önce okumamanın ciddi
bir kayıp olduğunu düşünüyor insan.
Gide’in Günlük’ünden bazı önemli alıntılar: “Her
şey ancak sevgiyle satın alınabilmelidir. Her ne olursa olsun, o şey onu en çok
sevenin eline geçmeli. Ekmek, karnı en çok aç olanın, tatlılar onu her şeye
üstün tutanın veya karnını doyurmuş olanın olmalı” (s.41). “ Her şeyi
kucaklamaya kalkışmayın. Karşı çıkın” (s.49). “Geçmişin tarihi, insanın özgürlüğe kavuşturduğu bütün gerçeklerin
tarihidir.” “Mümkün olduğu kadar çok
insanlık yüklenmek. İşte en güzel düştür” (s.27). “Her yaş günümde söylerim: kendimi uzun uzun düşünmek, hayatın
hayatıdır. Bunu ne kadar da az düşünürüz! Hayatımızı hayatın kendisi içinde
kurduğumuz ne kadar enderdir” (s. 23).
“Sanatçının kendisine özgü bir felsefesi, bir estetiği, bir ahlâkı olmalıdır.
Bütün yapıtı ancak bunu belirtmeye çalışır. Bu da onun üslûbunu oluşturur. Onun
özel bir şakası, bir şaklabanı bulunmalıdır; bunu da keşfettim, bu çok önemli
(s.45).
“Şair olmak için insanın
kendi dehasına inanması; sanatçı
olabilmek için de dehasından kuşku duyması gerekir. Gerçekten güçlü adam,
birinin öbürünü artırdığı insandır” (s.116). “Hiçbir şeyi aceleye getirmemek ve
sabırsızlanmamak ancak büyük adamların kârıdır. Büyük düşüncelerin olgunlaşması
için bir süre gerekir. Beklemeyi bilenler, ödülünü fazlasıyla görürler. Birçok
hâllerde gecikme, güçten daha etkilidir” (s.134) ve Darwin’in birçok tümcesini
yineleyelim: “Kuruluşun alçak
basamaklarında yer alanlar, yüksek basamaklarında bulunanlardan daha çok
farklılık gösterir”(s.128).
Yıllar önce bir arkadaşım
bana telefonda şunları söylemişti: “Bedriye, Irvin D.Yalom’un Nietzsche Ağladığında adlı kitabını oku.
Göreceksin ki yarın bir başka Bedriye olacaksın!” Sadece gülmüştüm ve ertesi
gün kitabı satın almış bir gecede de okumuştum. Arkadaşıma teşekkür etmem
gerekiyordu bu kitabı okumamı sağladığı için. Ben de onu telefonla aradım ve üç
aşağı beş yukarı şu sözcüklerle duygu ve düşüncelerimi ifade ettim: “Canım, ne yazık ki okuduğumuz yüzlerce iyi
kitabın izlerinden nasıl kurtulmayı başardıksa, bu güzel kitabın da
yüreğimizdeki etkilerinden kendimizi aynı yöntemle arındıracağız. Biz,
insanların ne kadar vefasız ve unutkan olduğunu unutuyorsun galiba. Ne zaman
değer taşıyan bir eseri okuduğumda, eserde yazılanlar yaşantımın gerçeği
olabilmişse; işte o zaman,gelişimin ve
dönüşümün kapısında bir karınca adımı yol kat etmiş olduğumu anlarım. Bugün de
aynı şeyleri düşünüyorum. Önemli olan birçok yazar ve düşünürün duygu ve
düşünce dünyamıza yaktığı ışıkları söndürmeden, yeni yeni ışıklar yakmak için elimizden
geleni arkamıza koymamamız gerektiğidir.
Bir başka ışık altında
karanlıklarıyla yüzleşmek isteyen yürekli her okurun Gide’in Günlük’ünü, başucundan ayırmayacağını
biliyorum.
André Gide.
Günlük.Yay. Haz. Faruk Çil. Mercek Yayınları,2003,143 s.
28 Ekim 2004 / Cumhuriyet Kitap Eki, s.10.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder