Sahte
Ruhların Mezarcısı: André Gide
Bedriye Korkankorkmaz
Katolik kökenli bir
annenin ve Protestan kökenli hukukçu Paul Gide’in oğlu olan André Gide, tercihleriyle herkesi şaşırtmayı başarmıştır.
Okumak yerine kendini edebiyata adamayı,
heteroseksüellik yerine de eşcinselliği tercih etmiştir. Gide,
tercihlerini içinden geldiği gibi özgürce yaşamıştır. Gide, her türlü Kilise baskısından ve çoğulcu
doğrulardan uzak kişisel felsefesiyle yazın dünyasında kendisine ayrı bir yer
açmış ve 1947’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır.
Gide, genç yaşta babasını kaybedince annesinin,
halasının ve akrabaların yanında büyüdü. Çocuk Gide annesinin okumayı
dayatmasının sonucu olarak sınıfta kaldı. Gençliğinde Mallarmé’ye hayrandı. İlk
eseri olan Sembolist, bu hayranlığın
izlerini taşır. Oscar Wilde ve ünlü Rus
romancısı Dostoyevski’ye olan ilgisi Gide’e kendi gerçeğiyle yüzleşme
yürekliliğini verir. Gide, kendisine dayatılan Hıristiyanlığı daha yakından
tanımaya ve hayatın tüm renklerini eserlerine taşımaya karar verir. Onun
Dostoyevski’ye duyduğu yakınlık, Dostoyevski’yi tanıtmak için düzenlediği
konferanslar yarasını dostuna gösterme inceliğini, samimiyetini, yürekliliğini
içinde barındıran bir sohbet havası içinde geçmiştir.
Yaşamın bir tercihler
dizgesi olduğuna inanan Gide, tercihlerini yaşama geçirme aşamasında istekleri
ve cesaretiyle sık sık karşı karşıya gelir. Kendisiyle çelişmek istemez,
düşüncelerini davranışlarıyla bire bir yaşama geçirmek ister. Birçok kavramı bu
yüzden sorgular. Riyaya karşı acımasızdır. En çok da kendi riyakârlığına içten
içe savaş açar. Bu bağlamda Gide’in
dostudur Dostoyevski. Birbirlerinin gerçeklerini kendi yanına koyan iki dostturlar
onlar.
Yine tercihler konusuna
dönmek istiyorum. Gide’in serveti babasından kalan malikâneler, çiftlikler… değildi.
Gide’in serveti kendisini dinleyecek bir dosttu. Yaşamı boyunca yalnızca
konuşmaya ihtiyaç duymuştu. Servet anlayışı da doğal olarak toplumsal normlarla
örtüşmüyordu. İmmoralist adlı eserinde de bu ihtiyacını açıkça ifade etmiştir.
Kendisinden kurtulmak, yaşamın ve yaşadıklarının kendisi üzerindeki etkisinden
arınmak için konuşmaya ihtiyacı vardır.
Bu eserinde hayatının tüm
evrelerini bir konferans kürsüsünden kendisini dinlemek üzere salonda bulunan
dinleyicilere anlatıyor olmanın içtenliği hâkimdir. Hayatının her evresini
dinleyicilerin gözünün içine bakarak anlatmak istiyordu Gide. Dinleyicileri
Gide’in yüreğinin hâkimidir. Zaman zaman çok acımasız zaman zaman da oldukça
şefkatlidir ona karşı. Yani okur dostudur Gide’in.
Gide
bu eseriyle hem kendi hayatından hem de hayatın ona dayattıklarından hesap
sorar neredeyse. Riya, Gide’in hayatında önemli bir yer tutar. Evliliği mesela…
Hasta babasını memnun etmek için evlendiği eşini sevmeden evlenmiş. Eşinin de
kendisi gibi yetim büyümesi Gide için evliliği yaşamlarının ve yaşadıklarının
eşitlediği bir evlilik haline getirmiş.
Gide eşine değil, eşiyle yaşadıkları ortak geçmişe, ortak sevgisizliğe,
ortak yalnızlığa… âşıktır.
On beş yaşında annesini kaybeden Gide,
annesinin sıkı Protestan terbiyesiyle birlikte zevklerini de kendisine
aşıladığını çok sonraları fark edecektir.
Gide, babasının
kendisinin eğitimiyle ilgilendiğini, Latinceyi, Yunancayı, İbraniceyi,
Sanskritçeyi, Acemceyi ve Arapçayı yirmi yaşında öğrendiğini söylüyor. Yirmi
yaşında hayat gerçeklerine yabancı, salt kitaplardan edindiği bilgiden dolayı
kendisine gösterilen itibarı yıllar sonra küçümsüyor Gide. Yaşam gerçeğinden
yoksun salt bilgiye dayalı hiçbir birikim itibarı hak etmiyordur çünkü.
Gide evliliğinin akabinde
geçirdiği rahatsızlığı yüzünden uzun süre hasta yatıyor. Bu süreç Gide’in
yaşamı ve yaşadıklarını sorgulamasına vesile oluyor. Gide, bundan sonra eşyaya
ve kendisine ilahi görünen her şeye sarılmaya, yeni bir insan olma yolunda
koşar adım yürümeye kararlıdır. Evliliğin akabinde eşiyle birlikte yaptığı uzun
yolculuklar sonrası baba evine yerleşiyorlar. Zamanının büyük bir bölümünü
hamile eşinin yanında geçiriyor Gide.
Eşinin Gide’e hastayken
göstermiş olduğu hassasiyeti o da hastalığı esnasında eşine göstermiştir. Baba
evine dönüş Gide’in yaşamındaki en büyük kâbusu olan anılarıyla yeniden
yüzleşmesine neden oluyor, içi yeniden kanıyor. Gide’in yaşamı boyunca hiçbir
yarası kabuk bağlamamıştır. Zira o içtenliğe tutkundur. Yarasının kabuk
bağlaması Gide’in yaraları ile kendisi arasına çekilen bir sınır niteliği
taşıyordu adeta. Onunsa sınırları yıkmak gibi bir antlaşması vardı kendisiyle.
Gide ile Menalgue ile arasında geçen konuşmadan bir alıntı yapmak istiyorum:
“Neye yarar? —Karısı ve çocuğu olan siz, kalıyorsunuz… Hayatın bin bir
şeklinden herkes ancak birini tanıyabilir. Başkasının saadetine gıpta etmek
deliliktir; çünkü bu saadeti tadamayız. Saadet hazır değildir, ölçü iledir.
–Yarın hareket ediyorum; biliyorum: bu saadeti boyuma göre biçmeğe azmettim…” (
s.84)
Yazarın bu eseri bir başka anlamıyla
kendisiyle ve yaşadıklarıyla yüzleşmesidir. Etkisi altında kaldığı ünlü filozof
Nietzsche ile arasında görme ve bakma biçimleri yönündeki benzerlikler Gide’in
paniklemesine neden oluyor. Çünkü ünlü filozof Nietzsche, Gide’in söylemek
istediği her şeyi söylemiş, ona söyleyecek bir şey bırakmamıştır. Uzun süre bir
durgunluk dönemi yaşar Gide. Daha sonra kendi yazdıklarını sadeleştirip yazması
gerektiğine karar verir.
Gide,
yaşamı boyunca anılarıyla savaşmak zorunda kalmıştır. Anıların insan
yaşamındaki yerini kendi yaşamında iz bırakan anılarından yola çıkarak tahmin
etmek istemiştir ama bu yeri belirlemenin sanıldığı gibi kolay olmadığını
anlamıştır. Anıların insan hayatındaki yeri konusundaki görüşleri ise şöyle:
Gide, mazisinden yuvasından uçan bir kuş gibi uzaklaşmak istiyor. Mazinin
insanı her zaman boş bir yatakta, yalnız ve bakir olarak bulmak istediğini
anlıyor.
Gide’in
anılara dair diğer duygu ve düşüncesini özetlemek gerekirse: Gide, anıların
kendilerini iyi koruyamadığını, en süslülerinin süslerinin arttığını; en
şehvetli olanların çürüdüğünü; en dilber olanlarınsa şimdiki zaman kipinde en
tehlikeli olduğunu anımsarken acıların, pişmanlıkların arkadan bakınca bir
zamanın sevinçleri olduğunu anlamak için bunca yaşanmışlığın sınavından geçmek
gerektiği gerçeği karşısında ayakta durmak ister.
Gide, İmmoralist adlı eserinde ahlakı ve kendi
ahlakını sorgular. Çocukluğunun mutsuzluğu ile evliliğinin durgun saadeti
arasında mekik dokur eserinde. Evliliği
de çocukluğunun içinde bıraktığı derin izlerle aynı yeri alır usunda Gide’in. Yaşamı
boyunca en acı serüveni anılarıyla arasında geçen ilişkidir. Anılarını
yadsıyacak değin güçlü olmak isterken güç kavramı –anlamını anılarının
karşısında yitirir. Anıları Gide’in tek gerçek ailesidir. Gide bu gerçeği
kabullenmek istemez ama anılarına da yaşamı boyunca sığınır. Çaresizliğini bir
tek anıları karşısında gizleme gereksinimi duymaz Gide.
Son
olarak Gide’in, İmmoralist’e ilişkin
ilk eleştiri yazısını yazan Scheffer’e yazdığı mektuptan alıntı yapmak
istiyorum:
Bende Michel’den bir
tomurcuk bulunduğunu söylemeye lüzum yok; fakat, bu tomurcuk, Pascal’ın
maharetle bahsettiği, tevazün halini muhafaza edebilen, çünkü biri diğeri hesabına terk edilemeyen
birbirine zıt ihtiraslar gibidir. Aziz Scheffer, içimizde, ancak kitaplarımızda filiz veren
kim bilir ne kadar çok tomurcuk vardır! Bunlar, nebatatçıların dedikleri gibi
“uyuyan gözler”dir. Fakat isteyerek bu tomurcukların hepsi tahrip edilse bile
bunlardan biri derhal yeşerir! Birden bire büyür! Hemen nusgdan ayrılır!
Kahraman yaratmak için reçetem gayet sadedir: Bu tomurcuklardan birini almak,
onu – tek başına – saksıya koymak, derhal harikulâde bir ferdin doğduğu
görülür. Tavsiye: Tercihan sizi en çok sıkan tomurcuğu intihap (intihap
edilebileceği doğru ise) etmelidir.
Birden, insanda bir nevi bozulma başlar. Aristo’nun ihtiraslardan temizlenme
dediği belki de budur. Kendimizi temizleyelim, Scheffer! Kendimizi
temizleyelim! Gene daima içimizde tomurcuklar kalacaktır. (s. 133)
Evet,
kendisini temizlemek isteyen her okurun André Gide’in İmmoralist’ini mutlaka okumasını öneririm bir okur olarak.
*Andre Gide. İmmoralist.
Çev. Şerif Hulusi. Remzi Kitapevi. s.135.
*“ Sahte Ruhların Mezarcısı” Bireylikler
Ocak-Şubat 2008,s. 42–44

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder