26 Ağustos 2016 Cuma

Sahte Ruhların Mezarcısı: André Gide

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Sahte Ruhların Mezarcısı: André Gide
Bedriye Korkankorkmaz
Katolik kökenli bir annenin ve Protestan kökenli hukukçu Paul Gide’in oğlu olan André Gide,  tercihleriyle herkesi şaşırtmayı başarmıştır. Okumak yerine kendini edebiyata adamayı,  heteroseksüellik yerine de eşcinselliği tercih etmiştir. Gide, tercihlerini içinden geldiği gibi özgürce yaşamıştır. Gide,  her türlü Kilise baskısından ve çoğulcu doğrulardan uzak kişisel felsefesiyle yazın dünyasında kendisine ayrı bir yer açmış ve 1947’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır.
Gide,  genç yaşta babasını kaybedince annesinin, halasının ve akrabaların yanında büyüdü. Çocuk Gide annesinin okumayı dayatmasının sonucu olarak sınıfta kaldı. Gençliğinde Mallarmé’ye hayrandı. İlk eseri olan Sembolist, bu hayranlığın izlerini taşır.  Oscar Wilde ve ünlü Rus romancısı Dostoyevski’ye olan ilgisi Gide’e kendi gerçeğiyle yüzleşme yürekliliğini verir. Gide, kendisine dayatılan Hıristiyanlığı daha yakından tanımaya ve hayatın tüm renklerini eserlerine taşımaya karar verir. Onun Dostoyevski’ye duyduğu yakınlık, Dostoyevski’yi tanıtmak için düzenlediği konferanslar yarasını dostuna gösterme inceliğini, samimiyetini, yürekliliğini içinde barındıran bir sohbet havası içinde geçmiştir. 
Yaşamın bir tercihler dizgesi olduğuna inanan Gide, tercihlerini yaşama geçirme aşamasında istekleri ve cesaretiyle sık sık karşı karşıya gelir. Kendisiyle çelişmek istemez, düşüncelerini davranışlarıyla bire bir yaşama geçirmek ister. Birçok kavramı bu yüzden sorgular. Riyaya karşı acımasızdır. En çok da kendi riyakârlığına içten içe savaş açar.  Bu bağlamda Gide’in dostudur Dostoyevski. Birbirlerinin gerçeklerini kendi yanına koyan iki dostturlar onlar.
Yine tercihler konusuna dönmek istiyorum. Gide’in serveti babasından kalan malikâneler, çiftlikler… değildi. Gide’in serveti kendisini dinleyecek bir dosttu. Yaşamı boyunca yalnızca konuşmaya ihtiyaç duymuştu. Servet anlayışı da doğal olarak toplumsal normlarla örtüşmüyordu.  İmmoralist adlı eserinde de bu ihtiyacını açıkça ifade etmiştir. Kendisinden kurtulmak, yaşamın ve yaşadıklarının kendisi üzerindeki etkisinden arınmak için konuşmaya ihtiyacı vardır.
Bu eserinde hayatının tüm evrelerini bir konferans kürsüsünden kendisini dinlemek üzere salonda bulunan dinleyicilere anlatıyor olmanın içtenliği hâkimdir. Hayatının her evresini dinleyicilerin gözünün içine bakarak anlatmak istiyordu Gide. Dinleyicileri Gide’in yüreğinin hâkimidir. Zaman zaman çok acımasız zaman zaman da oldukça şefkatlidir ona karşı. Yani okur dostudur Gide’in.
            Gide bu eseriyle hem kendi hayatından hem de hayatın ona dayattıklarından hesap sorar neredeyse. Riya, Gide’in hayatında önemli bir yer tutar. Evliliği mesela… Hasta babasını memnun etmek için evlendiği eşini sevmeden evlenmiş. Eşinin de kendisi gibi yetim büyümesi Gide için evliliği yaşamlarının ve yaşadıklarının eşitlediği bir evlilik haline getirmiş.  Gide eşine değil, eşiyle yaşadıkları ortak geçmişe, ortak sevgisizliğe, ortak yalnızlığa… âşıktır.
              On beş yaşında annesini kaybeden Gide, annesinin sıkı Protestan terbiyesiyle birlikte zevklerini de kendisine aşıladığını çok sonraları fark edecektir.
Gide, babasının kendisinin eğitimiyle ilgilendiğini, Latinceyi, Yunancayı, İbraniceyi, Sanskritçeyi, Acemceyi ve Arapçayı yirmi yaşında öğrendiğini söylüyor. Yirmi yaşında hayat gerçeklerine yabancı, salt kitaplardan edindiği bilgiden dolayı kendisine gösterilen itibarı yıllar sonra küçümsüyor Gide. Yaşam gerçeğinden yoksun salt bilgiye dayalı hiçbir birikim itibarı hak etmiyordur çünkü.
Gide evliliğinin akabinde geçirdiği rahatsızlığı yüzünden uzun süre hasta yatıyor. Bu süreç Gide’in yaşamı ve yaşadıklarını sorgulamasına vesile oluyor. Gide, bundan sonra eşyaya ve kendisine ilahi görünen her şeye sarılmaya, yeni bir insan olma yolunda koşar adım yürümeye kararlıdır. Evliliğin akabinde eşiyle birlikte yaptığı uzun yolculuklar sonrası baba evine yerleşiyorlar. Zamanının büyük bir bölümünü hamile eşinin yanında geçiriyor Gide.
Eşinin Gide’e hastayken göstermiş olduğu hassasiyeti o da hastalığı esnasında eşine göstermiştir. Baba evine dönüş Gide’in yaşamındaki en büyük kâbusu olan anılarıyla yeniden yüzleşmesine neden oluyor, içi yeniden kanıyor. Gide’in yaşamı boyunca hiçbir yarası kabuk bağlamamıştır. Zira o içtenliğe tutkundur. Yarasının kabuk bağlaması Gide’in yaraları ile kendisi arasına çekilen bir sınır niteliği taşıyordu adeta. Onunsa sınırları yıkmak gibi bir antlaşması vardı kendisiyle. Gide ile Menalgue ile arasında geçen konuşmadan bir alıntı yapmak istiyorum: “Neye yarar? —Karısı ve çocuğu olan siz, kalıyorsunuz… Hayatın bin bir şeklinden herkes ancak birini tanıyabilir. Başkasının saadetine gıpta etmek deliliktir; çünkü bu saadeti tadamayız. Saadet hazır değildir, ölçü iledir. –Yarın hareket ediyorum; biliyorum: bu saadeti boyuma göre biçmeğe azmettim…” ( s.84)
             Yazarın bu eseri bir başka anlamıyla kendisiyle ve yaşadıklarıyla yüzleşmesidir. Etkisi altında kaldığı ünlü filozof Nietzsche ile arasında görme ve bakma biçimleri yönündeki benzerlikler Gide’in paniklemesine neden oluyor. Çünkü ünlü filozof Nietzsche, Gide’in söylemek istediği her şeyi söylemiş, ona söyleyecek bir şey bırakmamıştır. Uzun süre bir durgunluk dönemi yaşar Gide. Daha sonra kendi yazdıklarını sadeleştirip yazması gerektiğine karar verir.
            Gide, yaşamı boyunca anılarıyla savaşmak zorunda kalmıştır. Anıların insan yaşamındaki yerini kendi yaşamında iz bırakan anılarından yola çıkarak tahmin etmek istemiştir ama bu yeri belirlemenin sanıldığı gibi kolay olmadığını anlamıştır. Anıların insan hayatındaki yeri konusundaki görüşleri ise şöyle: Gide, mazisinden yuvasından uçan bir kuş gibi uzaklaşmak istiyor. Mazinin insanı her zaman boş bir yatakta, yalnız ve bakir olarak bulmak istediğini anlıyor. 
            Gide’in anılara dair diğer duygu ve düşüncesini özetlemek gerekirse: Gide, anıların kendilerini iyi koruyamadığını, en süslülerinin süslerinin arttığını; en şehvetli olanların çürüdüğünü; en dilber olanlarınsa şimdiki zaman kipinde en tehlikeli olduğunu anımsarken acıların, pişmanlıkların arkadan bakınca bir zamanın sevinçleri olduğunu anlamak için bunca yaşanmışlığın sınavından geçmek gerektiği gerçeği karşısında ayakta durmak ister. 
 Gide, İmmoralist adlı eserinde ahlakı ve kendi ahlakını sorgular. Çocukluğunun mutsuzluğu ile evliliğinin durgun saadeti arasında mekik dokur eserinde.  Evliliği de çocukluğunun içinde bıraktığı derin izlerle aynı yeri alır usunda Gide’in. Yaşamı boyunca en acı serüveni anılarıyla arasında geçen ilişkidir. Anılarını yadsıyacak değin güçlü olmak isterken güç kavramı –anlamını anılarının karşısında yitirir. Anıları Gide’in tek gerçek ailesidir. Gide bu gerçeği kabullenmek istemez ama anılarına da yaşamı boyunca sığınır. Çaresizliğini bir tek anıları karşısında gizleme gereksinimi duymaz Gide.
            Son olarak Gide’in, İmmoralist’e ilişkin ilk eleştiri yazısını yazan Scheffer’e yazdığı mektuptan alıntı yapmak istiyorum:
Bende Michel’den bir tomurcuk bulunduğunu söylemeye lüzum yok; fakat, bu tomurcuk, Pascal’ın maharetle bahsettiği, tevazün halini muhafaza edebilen,  çünkü biri diğeri hesabına terk edilemeyen birbirine zıt ihtiraslar gibidir. Aziz Scheffer,  içimizde, ancak kitaplarımızda filiz veren kim bilir ne kadar çok tomurcuk vardır! Bunlar, nebatatçıların dedikleri gibi “uyuyan gözler”dir. Fakat isteyerek bu tomurcukların hepsi tahrip edilse bile bunlardan biri derhal yeşerir! Birden bire büyür! Hemen nusgdan ayrılır! Kahraman yaratmak için reçetem gayet sadedir: Bu tomurcuklardan birini almak, onu – tek başına – saksıya koymak, derhal harikulâde bir ferdin doğduğu görülür. Tavsiye: Tercihan sizi en çok sıkan tomurcuğu intihap (intihap edilebileceği doğru ise)  etmelidir. Birden, insanda bir nevi bozulma başlar. Aristo’nun ihtiraslardan temizlenme dediği belki de budur. Kendimizi temizleyelim, Scheffer! Kendimizi temizleyelim! Gene daima içimizde tomurcuklar kalacaktır.  (s. 133)
            Evet, kendisini temizlemek isteyen her okurun André Gide’in İmmoralist’ini mutlaka okumasını öneririm bir okur olarak.
*Andre Gide. İmmoralist. Çev. Şerif Hulusi. Remzi Kitapevi. s.135.
*“ Sahte Ruhların Mezarcısı” Bireylikler Ocak-Şubat 2008,s. 42–44

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder