26 Ağustos 2016 Cuma

TOLSTOY'UN GÖZÜYLE SANAT












TOLSTOY'UN GÖZÜYLE SANAT
Bedriye KORKANKORKMAZ

                                                                                                         

 

            Tolstoy,  “ Sanat Nedir? ” sorusunun  yanıtını  on beş yıl arar.Tolstoy, üzerinde yoğunlaştırdığı bir düzine  denemelerinde en çok,  “ Sanat Nedir? ” sorusuna yanıt arar.

            Tolstoy’un, bu  yapıtı  Şule Yayınları’ ndan  çıkmış. Sanatla ilgilenen hemen herkesin  okuması gerekir.

            Tolstoy’ un,  Sanat nedir?  sorusuna verdiği  yanıtı anımsayalım:” Sanat,  bir  duyguyu yaşayan  insanın , o duyguyu  bilerek ve isteyerek  başkalarına aktarma  olayıdır.”( s.10)

            Tolstoy’ un, gayet basit bir tanımla yaklaştığı “ Sanat Nedir? “ sorusuna, Bernard Shaw’ ın   çok basit ve bir o kadar da gerçek olan yanıtını anımsayalım:” Sanata gerçekten  aşına insan,  kendini, yalnızca sanatkârın  sesinde bulur”.( s.11) Tolstoy, bir eserin  sanat eseri sayılabilmesi için  sanatın  tüm inceliklerini  taşıması gerektiğine inanır.Tolstoy,  bir sanat eserinde olması gereken öğelerin en önemlisinin biçim olduğunu söylüyor.Tolstoy’ un, biçimi içerikten yoksun  bir biçim değildir. Yazarın anlattığı konuya dair  tüm gerçekleri çok iyi bilmesi gerektiğine inanır. Bir sanat eserinde  biçimin önemini şöyle belirtir: “ Biçim uygun değilse, hiçbir hikâye, şarkı, melodi, resim,heykel, dans,oyun,süsleme ya da yapı, yaratıcısının duygusunu seyirciye ya da dinleyiciye  taşıyamaz. Bir şeyin sanat eseri olup olmaması biçime bağlıdır. Faydalı ya da  zararlı bir duygu, biçiminin etkileyiciliğiyle yaygınlık kazanıyorsa, o sanat eseridir.” Tolstoy’ a göre,  bir sanat eserinin konusu ne olursa olsun, etkileyici biçimiyle  dinleyiciyi ya da okuyucuyu etkileyebiliyorsa, gerçek bir sanat eseridir. Tolstoy’un,sanat eserinde aradığı  özelliklerin en önemlisi biçimdir.Bu,  gerçekte de öyle değil midir. Yazar ve şairler de yıllarca bıkmadan usanmadan  yazarak veya araştırarak kendilerini ifade edecek  en uygun biçimleri aramıyorlar mı? Biçim ve içerik  -ustalık işidir bunların dengesi.Aynı zamanda -GERÇEK BİR YAZIN EMEKÇİSİNİN  DE   ALFABESİDİR.Yaşamın  yeni   bir yönünü  tanıtan  böylelikle de  yaşamın  bilinmeyenlerini  bilinir yapan   ve yaşama bakışımızı değiştirebilen  her eser , gerçek bir sanat eseridir. 

            Tolstoy’ un,  bir sanat eserinde mutlaka olmasının  önemine değindiği ikinci özellik  ise,  samimiyettir.Tolstoy’ un, asıl anlatmak istediği  bir  sanat eserinde yazarın  gerçekçiliği içtenliğiyle okura en uygun biçimde  anlatmasını bilmesidir. Tolstoy, bu duygularını şöyle ifade etmiştir: “  İçten gelmeyen, bununla birlikte mükemmel  ve önemli bu tür görüşlerin arkasında gizlenen küçük bir doğru,  gerçek bir sanat eserinin  temel ilkelerinin yerini alacaktır: “Gerçek duygu ve uygun  biçim”. (s.14)  

            Tolstoy’ un,   gerçek bir sanat eserinde aradığı üçüncü özellik ise şu : Bir sanat eserinin  insanlığa  hangi duygu ve düşünceleri yaydığı, o sanat eserinin niteliği açısından   diğer sanat eseriyle  arasındaki  farkın ne derece önemli bir fark  doğuracağı gerçeğidir.Bunu Tolstoy’ un, değerlendirmesiyle  anımsayacak olursak: “ Gerçek bir sanat  eserinin, dışarıya yaydığı duyguların insanoğluna yarar sağlaması  ya da zarar vermesinin, eserin değerlendirilmesinde  büyük bir fark doğuracağı açıktır.( s.14)    

            Tolstoy,  gerçek  bir sanat eserinin  önemli  dördüncü özelliğini ise, sanatın sadece  teknik  bir  el becerisi olmadığının bilinmesi olarak özetler.Tolstoy, sanatın bilimle eş değer bir konumda olduğunu da belirtir.( Büyük yazarın bir yanılgısı da bu)  Yazara  göre bir sanat eseri şu özeliğinden  dolayı  teknikten ayrılır: “ çünkü genel yaygınlığıyla   ve sanatçının ifade ettiği duyguları başkalarına geçirebilmesiyle insan duygularını biçimlendiren , oluşturan ve geliştiren şey sanattır. Bu gerçekten yola çıkan yazar Saltounlu Fletcher’ dan şu alıntıya yer verir: “ bir adamın  bütün baladları yazmasına izin  verilseydi, ( Fletcher,ın hayatı müzik,şiir ve sanat demekti) o, bir ulusun kanunlarını  kimin yapması gerektiğiyle  ilgilenmeyecekti

            Tolstoy’un,   okuduğu bir eserde en çok yazarın içtenliğinden  etkilendiğini öğreniyoruz. Yazarların   gerçeği ve içtenliği , sanat kaygısından daha önemli  tutmalarını bilmeleri Tolstoy’ u etkiler. Sanatın en gerçekçi görevi,  yaşamın tüm gerçeklerini olduğu gibi  sahneye aktarabilme yetisidir. Sanatçının  bilgeliği   anlatılmak istenen  ana öğenin, yaşamın sahnesinde  sahne almasını  sağlamasıdır.Bir sanatçının başarısı da, biçemi ile gerçekliği arasında kurduğu köprüdür. Yazılanlar ve  yaşananlar arasındaki farkı hiçe indirgemesini bilendir gerçek sanatçı. Tolstoy, burada  yaşamla yazılanı  özdeşliğini  istiyor.

             Tolstoy, un,  sanat  anlayışına biraz daha yakın olduğunuzda , onun asıl neyi ön plana çıkarmak istediğini  daha iyi anlıyorsunuz. Tolstoy,   yaşamdan beslenmeyen  ve  hazır bilgi  kalıplarıyla   yazanların unvanları ve konu hakkındaki  yetkinlikleri ne olursa olsun, yazdıklarının yarınları olmadığına yürekten inanır.Tolstoy,  sanatsal kaygılardan kendisini arındırabilmiş ve yaşamın gerçeğiyle yakınlaşmış elini uzatsa tutacağına olan inancını okura hissettirebilmiş bir sadeliği savunur. Sırf bu yüzden birçok akademik araştırmalardansa, kendisiyle  konuşmak ve iç dünyasını paylaşmak için yazılan bir “ günlük” ü daha çok önemser. Onun önceliklerini bu kadar çok netleştirmesi , günümüzde yaşanılan yapay  sanat kargaşaları içinde üstünlük taslayanlarla aranızdaki farkı daha net görmenizi sağladığı için, büyük yazar Tolstoy, a teşekkür ediyorsunuz. Tolstoy’un, bu eseri, usundaki sanat kuramını  haklı ve en gerçekçi yere taşımanız için yapmanız gerekenleri de görmenizi sağlıyor.Tolstoy’un,  bir sanat eserinde aradığı gerçek, yaşantıdan  beslenen öğreticiliktir.

            Tolstoy’ un ”  Sanat Nedir? “ ini okuyunca insan, günümüzde yaşanan anlam ve  kavram kargaşasını da daha  net  algılayabiliyor .Tolstoy’ un,  konuya yaklaşımıysa  şöyle : (..) “ Ve  bu  yüzden , açık kesin ve doğru bir dünya görüşüne sahip  olmayan  ve özellikle  bunun istenmeyeceğini  düşünen  bir adam, sanat eseri üretemez. Hayranlık verici pek çok  şey yazabilir, fakat bunlar,  bir sanat eseri olmayacaktır.” ( s.74)  

       Okura, öncelikle yaşamı aydınlatacak  yeni bir bakış açısını,  yaşadıklarını,  yaşanmışlıklarla

kazanmış bir yazarın verebileceğine inanır Tolstoy.  Sadece güzel şeyler üreterek günün modasına uyan birçok eserin , yaşamla arasındaki bağın gerçek dışı olması; o eserin, yarınının olamayacağını   sanatın  tarih  kuramı içerisinde kanıtlanmıştır.Yaşamın içine girememiş , en önemlisi yazarıyla eseri arasındaki içten bağı gelişmemiş,  abartıdan alabildiğince beslenen eserin yeri her zaman olduğu gibi,  zamanın gerisindeki yerini almasıyla son  bulacaktır. Tolstoy,  gerçek bir sanat eserinde  olmazsa olmazları  arar. Onlar arasında  okura  yeni bir bakış açısını kazandırmasını, içerik-biçim birliğini duyurmasını  içtenlikli olmasını  duyumsatmasını  öne sürer.Bununla da yetinmeyen yazar, gerçek bir sanat eserinde içeriğin derinliğinin olması gerektiğine inanır. Gerçek bir yazarın, eserini yazarken, önce sırtını,  kolaycılığa ve taklite çevirmesini  ister.Tolstoy,yazarın  yazdığı her eserinde bugüne kadar kaleme alınmamış farklı bir biçim zenginliğiyle okurla buluşmasını gerçekçi bulur. Yazar, öncelikle topluma eseriyle hangi mesajı ilettiğini bilmelidir. Yazarın eserinde  okurun anlayabileceği bir anlatımı tercih etmesini , o yazarın bu alandaki yetkinliğinin göstergesi olarak algılar. Gerçek bir yazarın , yazdığı bir eseri  herhangi bir dışsal  etkiden kaynaklandığı için değil, sırf içinden geldiği için, sırf’ yazmasaydım ölecektim’ dedirtecek kadar yazarla  eseri arasında içten bir bağ olduğunu  okura hissettirmesini ister Tolstoy. 

Tolstoy’ un,  gerçek bir sanat eserinde aradığı en belirgin özelliklerden birisi de  şu: Bir sanat eserinde yazarın mutlaka bilmesi gereken gerçekler vardır.Bunların başında da toplumların kötüye ve yanlışa değil, iyiye ve ahlâki olan güzelliğe ihtiyacı vardır. Yazarın içerikte aradığı en üst gerçekse,  iyi ve ahlâki olandır. Yine yazara göre, içeriğin en alt kısmında  var olan ise,kötü ve ahlâk dışı şeylerdir.O yüzden bir sanat eserinin anlaşılır olması iyi ve ahlâki olan değerlerin anlaşılır bir dille ifade edilmesi olarak algılar. Bu düşüncenin aksi ise,  anlaşılamayan  belirsiz olan şeydir. Yazar  bir sanat eserinin anlaşılır olmasını ciddi bir şekilde önemser. Ayrıca; bir sanatçının  kendisine sorması gereken soru şu olmalıdır: İnsanlar sanata niçin gereksinim duyarlar?.Yazara göre, işte  bu sorunun yanıtını eserinde  veren bir yazar,  eseriyle içten, açık, doğru ve güzel bir ilişki geliştirmeyi başarmıştır.

            Kitabının sayfalarını çevirmeye devam ettiğinizde görüyorsunuz ki, yazar, “SANAT NEDİR?  Başlığı  altında,  sanat kuramına değin önemli yirmi konuya farklı bakış açısıyla yaklaşır.Birinci Bölümün ilk konu  başlığı şöyle: “ Sanata  harcanan Vakit ve Emek-Sanat Uğrunda  Kısıtlanan Yaşamlar-Sanata Feda  Edilen Ahlâk- Bir Opera Provasının Anlatımı”.

            Bu yazı başlığıyla  sanat kuramının özünü içeren birçok soruların yanıtını bulmaya çalışır yazar, bulur da..Bir okur olarak, yazarın   izlediği bir opera sahnesindeki gözlemlerine tanık olunca, gerçekte kendi kendinize  şu soruyu sormadan edemiyorsunuz: Sanat niçin, ne  zaman, nasıl halktan bu kadar uzaklaştırıldı? .Bu sorunun yanıtını, günümüz yazınını gözlemlediğinizde farkına varabilirsiniz.Eğer, gören  gözünüz, duyan kulaklarınız, bir de duyarlı bir yüreğiniz varsa. Tolstoy,  sanatla halk arasıda  aşılması güç  olan setlerin  olmaması  gerektiğini   anımsatır bizlere.

            İkinci Bölüm de  ise, şu sorular başlığı altında gerçekleri aramaya devam eder: “ Sanat Kötülükleri Giderebilir mi.? Sanat Nedir?  Kavram Karmaşaları- Sanat Güzelliği yaratan Şey midir?. Rusya’ da Güzellik Kavramı –Estetikte Karmaşa

            Bu bölümde yazar,  öncelikle bilimsel sanatta  , güzelliğin ve estetiğin sanatsal tanımını ve sanata anlam kazandıran kavramların  duruş yönlerini belirler ve  bu kavramlar üzerinde düşünceleriyle Kendi idea’ larıyla bu kavramlara yazılarıyla  anlam kazandırmış  önemli yazarların görüşlerine yer vermiştir.  Veron, J.Mithalter, Baumgarten,Kant Schelling, Schiller, Fichte,Winckelmann,Lessin,Hegel,Schopenhauer,Hartmann,Schasler,Cousin,Levegue  gibi insanlığın önemli öğretmenlerinin  görüşlerini bizlerle paylaşır.Paylaşmakla da kalmaz, bu görüşlerin niçin geçerliliklerini hâlâ koruduklarını ya da  niçin koruyamadıkları gerçeğinin ışıklarını yakar.Tüm bu sorulara aranan yanıtlar bana şu gerçeği anımsattı: Sanatın bugün  geldiği yer önemli bir gelişmedir.Bununla  birlikte,   bu gelişmelerin  sanat kuramı çerçevesinde ne kadar yetersiz kaldığını  ve de bu kuramın gelişmesine  katkıları olan  gerçek sanatçılara olan gönül borcumuzun ne denli önemli olduğu konusunda düşünmemi  sağladı...

 Tolstoy, “ Sanat Nedir?” sorusunun yanıtını, öncelikle  sanat felsefesinin  içinde arar. Sanata  bu bağlamda emeği geçmiş önemli  yazarların  görüşlerini belirtir okura. Asıl amacı, sanata giydirilen ve her biri kendi içinde önemlilik arz eden kavramaların, gerçek bir sanat kuramı içerisindeki yerinin ne olması , nasıl olması, hangi ölçütlerde  değerlendirilmesi gerektiği  konularında  okuru aydınlatmaktır.Sanat etrafında dönen ve sanata giydirilmeye çalışılan  yalanı, gerçekten, kötüyü, iyiden, içtenliği, samimiyetsizlikten, abartıyı, sadelikten, güzeli kötüden ayırabilme  bilincini verir okura. Bir sanat eserinin en gerçekçi eleştirmenleri  gerçekten de , bilinçli  bir okur kitlesidir. Bu yüzden okurun mutlaka aydınlanması  gerekmektedir. Ve   bu konuya dair düşüncelerini şöyle özetler: “ Sanat,  metafizikçilerin  söylediği gibi;  esrarengiz  bir güzellik ideası  ya da Tanrı’ nın  tecelli etmesi değildir. Sanat, estetik fizyologların  söylediği gibi;  insanın  depoladığı enerjinin  fazlasını  açığa çıkardığı bir oyun da  değildir. O,  insanın  duygularının  dışsal işaretler yoluyla  ifade edilmesi de  değildir. O, hoşa giden  objelerin  üretimi değildir. Her şeyden önce sanat, bir haz değildir. Aksine,  insanları  aynı duygu etrafında  birleştiren  yaşam için,  bireylerin ve insanlığın  sağlık  ve mutluluğuna doğru süren ilerleyişte , insanlar arasında vazgeçilmez  bir birlik  ve beraberlik vasıtasıdır.”.( s.175 )  

            Tolstoy’  un:   Zevk Amaçlı Sanat Nasıl Değer Kazandı?  Dinler İyiyle Kötünün Ne Olduğunu Gösterir? Kilise Hıristiyanlığı-Rönesans –Üst Sınıfın Şüpheciliği-Onlar, Güzellikle İyiliği  Birbirine Karıştırırlar   başlıklı bölümde   sanat kuramının Kilise öğretisindeki yerini sorgulamakla kalmaz;  çoktanrılı, tektanrılı dinlerin , Hristıyanlığın, Yunanlıların Yahidilerin, Hinduların , Mısırlıların, Romalıların, Çinlilerin vs. ulusların din öğretilerinin hepsinin sanata bakışının  aynı anlamı taşıdığını belirtir. Bir sanat eserinin  iyi olabilmesinin koşulunun, mensubu olduğu din öğreticiliğini anlatması ve halkı da bu öğreti etrafında öğütlemesi olduğunu anımsatır.Bu amaca hizmet etmeyen hiçbir sanat eseri iyi ve güzel değildir, din öğretileri için. Yazar dönemin kilise doğmasının etkilerini ve Rönesans Devrimi’yle  şüpheciliğin hangi boyutlara ulaştığını açıklar.Gerçekte din adamlarının  benimsemediği dini, kendi amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak kullandıklarını belirtir. Yazarın  dinin mutlak  bir dogma olduğunu ve dogmanın sanata bakışlarınıysa  şöyle özetler: “ Bu yüzden o devrin en üst sınıfına  dahil çoğunluk  hatta papalar ve kilise mensupları bile,  gerçekte hiçbir şeye inanmıyorlardı. Bu insanlar, kilise öğretisine  inanmadılar ve bu yüzden onun iflasını göndüler. Fakat onlar, Fransis of Asisi, Peter of Chelczic ve bunun  gibi  çoğu insanı takip etmediler ve İsa’ nın  ahlâki sosyal öğretisini , sosyal konumlarını  zayıflattığı için benimsediler. Böylece bu insanlar, herhangi bir dinsel  yaşam görüşüne bağlanmadan  kalakaldılar. Hiçbir şeyleri yoktu.Neyin iyi, neyin kötü  olduğuna karar verecekleri  bir ölçüleri yoktu; bireysel zevk dışında...Avrupa toplumunun  üst sınıfına mensup bu insanlar, iyinin ölçüsü olarak  zevki,  yani güzelliği kabul etmekle ,Platon’ un  zaten eleştirdiği  ilkel Yunanları’ ın  çirkin  sanat anlayışına   geri dönmüş oldular:Bu yaşa anlayışına uygun olarak da bir sanat  kuramı icad  edilmiş oldu.(s.188)

            Tolstoy, farklı konu başlıklarıyla ele aldığı Sanat Nedir? sorusuna  yanıt aramayı sürdürür. Konu başlıkları ne kadar da farklı olursa olsun, özde, içerikte, biçim de   kısacası  sanatın gerçeğini yozlaştıranların  öncelikle  üst sınıfa mensup insanlar olduğunu belirtir.Bu sanat bakışının   iki  tür sanat anlayışının  ortaya çıkmasını sağladığını belirtir: Halkın sanatı ve soyluların sanatı.Sonuç: Gerçek sanatın yok oluşu. 

        “Ortada olması gereken gerçek sanat nasıl olmalıdır? sorusuna  yazarın yanıtıysa şu” ...Fakat,  sanat önemli bir konuysa, bütün insanlar için temel olan ruhsal bir kutlanma/lütufsa( sanat düşündüklerinin  çok hoşlandıkları  söyleyiş biçimiyle “ din gibi” ) o halde  sanat herkese ulaşabilmelidir. Günümüzde olduğu gibi, bütün insanlara ulaşamıyorsa, o halde sanat, ya gösterildiği gibi hayati bir mesele değildir, ya da  sanat adını verdiğimiz şey gerçek değildir. “( s.206)       

Tolstoy, eskilerin  sanat üzerine yaptıkları akıl yürütmelerini  sanatsal estetik öğretilerini  yeterli bulmadığı gibi,  güzellik öğretisiyle de çeliştiğini belirtir. Farklı  görüş ve düşüncelerin ışığı altında  , güzellik bilimine  emek vermiş filozofları da  şöyle  anar:   Bununla birlikte Schasler’ den Knight’ a  bütün estetikçiler, güzellik biliminin  ( estetik biliminin )   eski çağ düşünürleri Socrates,Platon ve Aristotle’la  başladığını, bir ölçede Epikürcülar  ve Stoacılar’ la ( Seneca ve Plutarch’ dan Plotinus’ a  kadar) devam ettiğini vurgulamışlardır. der. ( s.193)

                        En sağlam düşünme metodu soru sormaktır. Sorduğun soruların yanıtlarını  bulmak için ısrarlı olanlar, varsayılan ve çoğulluğun kabulünü almış konular hakkında kendine ait yorumları olan insanlardır.Öncelikle Tolstoy’ un, karşı çıktığı  konunun içeriği nedir?

           Tolstoy’ un belli konu başlıklarıyla  sorduğu sorular şunlar: “ Anlaşılabilirliğin kaybolması, Dekadan Sanatı Günümüz Fransız  Sanatı- Sanatın Kötü Olduğunu  Söyleme Hakkına Sahip Miyiz? En Büyük  Sanat Daima  Normal İnsan Tarafından Anlaşılabilir Olan Sanattır-Normal İnsanı  Etkilemeyen Şey Sanat Değildir.” ( s.217) 

Tolstoy, Avrupalı yazarlar tarafından  taklidi en çok yapılanların   tabii ki  Fransız  yazarları ve  şairleri olduğunu belirtir. Bu  gerçekten yola çıkan yazar, öncelikle Fransız edebiyatında bir döneme damgasını vuran  anlayışı yerer. Yazarın ciddi bir şekilde yerdiği anlayışsa,  sanatsal şehvettir. Bununla da kalmaz , bu tavrın anlaşılır bir yanını bulamayan Tolstoy, bunu şöyle adlandırır: Erotik mania hastası insanlar.Bu hastalığın pençesinde olan yazarlar,yaşamın bir başka gerçeğine odaklanamazlar. Yaşamlarını ve  sanatlarını şehvetin büyülü atmosferi içerisinde  kendilerine yer edinen zavallılardır.Bu satırları yazarken günümüz yazınında  da,  bu anlayışın ne kadar revaçta olduğunu üzülerek anımsadım. 

Yazar, şiirde, öyküde, tiyatroda vb. sanatın   her dalında   niçin kurgunun  olması gerekenden   de fazla olduğunun anlaşılmazlığını  sorgular. Öncelikle şiiri ele alır. Fransız edebiyatında  önemleri tartışılmaz üç şairin şiirlerinden örnekler verir. Kimdir bu üç  büyük şair:  Baudelaire, Verlaine ve Mallarm ‘e dir. Tolstoy, bu şairlerin öncülüğünde kabul gören şiirsel bakışı algılamakta zorlanır. Şiirde dolaylı anlatımın gerekliliğini,  şiirde anlaşılmazlığın gizemini, şiirde asıl önemi olanın, ona bir anlam vermek olduğu gerçeğinin temellendirdiği  kabulleri kanıksamaz. Şiirde varlıkların  düşünce dünyasında tasarlanması, o  varlığın canlandırdığı hayallerin gerçek  şiir  sayılmasına  da  karşı çıkar Tolstoy.Bu gizemden yoksun şiirin hayat damarlarından  dörtte üçünün de niçin yok sayıldığı görüşünü  onaylamak bir yana anlamakta  zorlanır Tolstoy. Bu şairlerin şiirlerdeki imgelerin gerçeklerden bu uzak ve kurguya bu kadar yakın olmasına da bir anlam veremez. Bu tür şiirleri içtenlikten yoksun bulur. Yazar, hiç çekinmeden, bu  tür şiirleri gerek biçim, gerekse içerik yönünden en kötü şiirlere örnek oluşturacak şiirler  kategorisi içinde görür.Ve bu düşüncelerini şu temeller üzerinde oturtur: “ Öteki şairlerin  örneklerinden bahsetmeden önce,  büyük şairler olarak kabul edilen Baudelaire ve Verlaine’ nin  şaşırtıcı ününe dikkat çekmek için bir an durmalıyız. Chenier,Musset,Lamartine ve her şeyden öte Hugo’ ya  sahip olan, son zamanlarda sözüm ona  Parnasyenler’ e (  Leconte de Lisle, Sully-Prudhomme vs.)  ev sahipliği yapan  Fransızlar’ ın  nasıl olup da, hem biçim açısından yeteneksiz  hem de içerik açısından  çok bayağı  ve sıradan  bu iki şaire  böylesine önem verdikleri anlayamadığım bir konudur. “( s.228) Tolstoy’ un  görmezden geldiği  bir gerçek de,şiir bir yapı olduğu  ve  kurgu olmadan  sanatın da  olamayacağı gerçeğidir.Tolstoy’ un kızdığı hatta kınadığı bu şairler,şiirin gerçek kurtarıcılarıdır.Bu gerçek bugün de yarın da hak ettiği saygıyı görecektir. Gerçek bir sanat yapıtı halkın sorunlarını konu edinmelidir. Nâzım gibi. Ama basitleştirilmemelidir ,estetik değeri yok sayılmamalıdır. Sanat basit olunca sanat olmaz. Tolstoy’ un ,  “ gerçekçilik’ in  bir sanat eserinin estetik değeri yok sayılmıştır.Gerçekçilik  önce bir dil sorunudur. Önemli olan , “ toplumsal  sorunlar” dır.Nasıl sunulacağı da ,  sanatçının “ öznel “ yönelimine bağlıdır. 

            Yazar,  bu eleştirilerini şu doğrularla temellendirir: “  Büyük halk kitlelerini düşündüğümde,  o insanların  yeterince eğitimli  olmadıkları için, benim kesinlikle   

İyi olarak gördüğüm şeyi anlayıp sevmediklerini görüyorsam;  o halde benim de niçin yeni sanat ürünlerini anlayamayıp sevemediğimin  sebebini  inkâr etmeye hakkım yok. Bunun sebebi,hâlâ onları  anlayabilecek  ölçüde  yeterince eğitilmiş  olmamamdır.Ben  ve beni  destekleyen  insanların  çoğunluğunun , yeni  sanatta anlaşılacak  bir şey olmadığı ve yeni  sanatın  kötü bir sanat olduğu için, bu  sanatın  ürünlerini anlayamadığımızı söyleme hakkına sahipsem, o halde aynı şekilde , daha büyük bir çoğunluğun, benim takdire  değer  gördüğüm  sanatı anlamayan, çalışan sınıfın da  beni iyi sanat olarak saydığım  sanata kötü sanat  diye bilme  ve onda anlaşılacak bir şey  olmadığını  söyleme hakkına sahip olduğunu da kabul edebilmeliyim.” ( s.237)

            Yazarın bu değerlendirmesi günümüz edebiyatına bakışını etkiliyor insanın.Gerçekte, sanat,  halkın içine girmeyi ve günlük yaşantısının bir parçası olmayı başarabilmiş midir? Başaramamışsa, bunun nedenleri nelerdir? Öncelikle  sanatın halkla kopukluğunu, bir sorun olarak görmemizin vakti gelmedi mi hâla^?  En önemlisi günümüz edebiyatı, evrenselliğin  neresindedir? Ve yönü halka mı, yoksa toplumun üst tabakasına mensup insanlardan yana mı?

            Tolstoy’ un,  en büyük yanılgısı,  çağımız sanatının bir din öğretisi altında  aydınlığa kavuşacağına olan inancıdır. Tolstoy,  çağımız sanatının Hristiyan sanatı olması gerektiğini şöyle savunur: “Çağımızın sanatı,  özellikle bu noktada eski  sanattan farklı  bir biçimde değerlendirilmelidir. Çağımızın  sanatı, yani Hristiyan sanatı( insanların  birliğini isteyen dinsel anlayışa  bir   dayalı sanat)  içeriği yönünden insanları birleştirmek yerine, onları bölen seçkinlerin  duygularını anlatan her şeyi  iyi sanat sınıfından çıkarır. O, böyle eseri, içerik yönünden kötü olan sanat sınıfına sokar. “ (s.318 )

Ve yazarın sanata  dair  bir  başka değerlendirmesi : “ Sanatın, bir  duyguyu yaşayan bir insanın , isteyerek  başkalarına aktarılmasına dayalı bir  eylem olduğu doğruysa,  o halde kaçınılmaz bir şekilde , aramızda  sanat diye adlandırılan  her şeyin, (  üst sınıfın sanatının)  sanat eseri olduğu ileri sürülen romanların ,hikâyelerin,  tiyatro oyunlarının,  komedilerinin, resimlerin, heykellerin , senfonilerin, operaların,  operetlerin,  balelerin ancak yüzbinde birinin yazarın hissettiği duygudan doğduğu, geri kalanların ise ödünç alma, taklit, etkiler  ve ilginin  duygu aktarımının yerini  aldığı  üretilmiş  taklit  sanat eserlerinden  oluştuğunu mecburen kabul etmek durumundayız”.( 290)

            Evet, günümüz sanatının  olması gereken yerini ve o yere niçin gelemediği gerçeğini önemseyen , “Sanat Nedir” sorusunu kendisine soran ve  sorularının yanıtlarını bulmayı önemseyen ,dönemi içerisinde değerlendirilmesi gereken    her okurun sıkılmadan okuyacağı bir kitaptır Tolstoy’ un yapıtı.

            TOLSTOY/ Sanat Nedir? /Şule Yayınları/2000/407 sayfa.

 

*“Tolstoy,Sanat Nedir?”  Çağdaş Türk Dili , Mart 2005, s. 21-26

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder