
TOLSTOY'UN GÖZÜYLE SANAT
Bedriye KORKANKORKMAZ
Tolstoy, “ Sanat Nedir? ” sorusunun yanıtını
on beş yıl arar.Tolstoy, üzerinde yoğunlaştırdığı bir düzine denemelerinde en çok, “ Sanat Nedir? ” sorusuna yanıt arar.
Tolstoy’un, bu yapıtı
Şule Yayınları’ ndan çıkmış.
Sanatla ilgilenen hemen herkesin okuması
gerekir.
Tolstoy’ un, Sanat nedir?
sorusuna verdiği yanıtı
anımsayalım:” Sanat, bir duyguyu yaşayan insanın , o duyguyu bilerek ve isteyerek başkalarına aktarma olayıdır.”( s.10)
Tolstoy’ un, gayet basit bir tanımla
yaklaştığı “ Sanat Nedir? “ sorusuna, Bernard Shaw’ ın çok basit ve bir o kadar da gerçek olan
yanıtını anımsayalım:” Sanata gerçekten
aşına insan, kendini, yalnızca
sanatkârın sesinde bulur”.( s.11)
Tolstoy, bir eserin sanat eseri
sayılabilmesi için sanatın tüm inceliklerini taşıması gerektiğine inanır.Tolstoy, bir sanat eserinde olması gereken öğelerin en
önemlisinin biçim olduğunu söylüyor.Tolstoy’ un, biçimi içerikten yoksun bir biçim değildir. Yazarın anlattığı konuya
dair tüm gerçekleri çok iyi bilmesi
gerektiğine inanır. Bir sanat eserinde
biçimin önemini şöyle belirtir: “ Biçim uygun değilse, hiçbir hikâye,
şarkı, melodi, resim,heykel, dans,oyun,süsleme ya da yapı, yaratıcısının
duygusunu seyirciye ya da dinleyiciye
taşıyamaz. Bir şeyin sanat eseri olup olmaması biçime bağlıdır. Faydalı
ya da zararlı bir duygu, biçiminin
etkileyiciliğiyle yaygınlık kazanıyorsa, o sanat eseridir.” Tolstoy’ a
göre, bir sanat eserinin konusu ne
olursa olsun, etkileyici biçimiyle dinleyiciyi
ya da okuyucuyu etkileyebiliyorsa, gerçek bir sanat eseridir. Tolstoy’un,sanat
eserinde aradığı özelliklerin en
önemlisi biçimdir.Bu, gerçekte de öyle
değil midir. Yazar ve şairler de yıllarca bıkmadan usanmadan yazarak veya araştırarak kendilerini ifade
edecek en uygun biçimleri aramıyorlar
mı? Biçim ve içerik -ustalık işidir
bunların dengesi.Aynı zamanda -GERÇEK BİR YAZIN EMEKÇİSİNİN DE
ALFABESİDİR.Yaşamın yeni bir yönünü
tanıtan böylelikle de yaşamın
bilinmeyenlerini bilinir yapan ve yaşama bakışımızı değiştirebilen her eser , gerçek bir sanat eseridir.
Tolstoy’
un, bir sanat eserinde mutlaka
olmasının önemine değindiği ikinci
özellik ise, samimiyettir.Tolstoy’ un, asıl anlatmak
istediği bir sanat eserinde yazarın gerçekçiliği içtenliğiyle okura en uygun
biçimde anlatmasını bilmesidir. Tolstoy,
bu duygularını şöyle ifade etmiştir: “
İçten gelmeyen, bununla birlikte mükemmel ve önemli bu tür görüşlerin arkasında
gizlenen küçük bir doğru, gerçek bir
sanat eserinin temel ilkelerinin yerini
alacaktır: “Gerçek duygu ve uygun
biçim”. (s.14)
Tolstoy’
un, gerçek bir sanat eserinde aradığı
üçüncü özellik ise şu : Bir sanat eserinin
insanlığa hangi duygu ve
düşünceleri yaydığı, o sanat eserinin niteliği açısından diğer
sanat eseriyle arasındaki farkın ne derece önemli bir fark doğuracağı gerçeğidir.Bunu Tolstoy’ un,
değerlendirmesiyle anımsayacak olursak:
“ Gerçek bir sanat eserinin, dışarıya
yaydığı duyguların insanoğluna yarar sağlaması
ya da zarar vermesinin, eserin değerlendirilmesinde büyük bir fark doğuracağı açıktır.(
s.14)
Tolstoy, gerçek
bir sanat eserinin önemli dördüncü özelliğini ise, sanatın sadece teknik
bir el becerisi olmadığının
bilinmesi olarak özetler.Tolstoy, sanatın bilimle eş değer bir konumda olduğunu
da belirtir.( Büyük yazarın bir yanılgısı da bu) Yazara
göre bir sanat eseri şu özeliğinden
dolayı teknikten ayrılır: “ çünkü
genel yaygınlığıyla ve sanatçının ifade
ettiği duyguları başkalarına geçirebilmesiyle insan duygularını biçimlendiren ,
oluşturan ve geliştiren şey sanattır. Bu gerçekten yola çıkan yazar Saltounlu
Fletcher’ dan şu alıntıya yer verir: “ bir adamın bütün baladları yazmasına izin verilseydi, ( Fletcher,ın hayatı müzik,şiir
ve sanat demekti) o, bir ulusun kanunlarını
kimin yapması gerektiğiyle
ilgilenmeyecekti
Tolstoy’un, okuduğu bir eserde en çok yazarın
içtenliğinden etkilendiğini öğreniyoruz.
Yazarların gerçeği ve içtenliği , sanat
kaygısından daha önemli tutmalarını
bilmeleri Tolstoy’ u etkiler. Sanatın en gerçekçi görevi, yaşamın tüm gerçeklerini olduğu gibi sahneye aktarabilme yetisidir.
Sanatçının bilgeliği anlatılmak istenen ana öğenin, yaşamın sahnesinde sahne almasını sağlamasıdır.Bir sanatçının başarısı da,
biçemi ile gerçekliği arasında kurduğu köprüdür. Yazılanlar ve yaşananlar arasındaki farkı hiçe
indirgemesini bilendir gerçek sanatçı. Tolstoy, burada yaşamla yazılanı özdeşliğini
istiyor.
Tolstoy, un,
sanat anlayışına biraz daha yakın
olduğunuzda , onun asıl neyi ön plana çıkarmak istediğini daha iyi anlıyorsunuz. Tolstoy, yaşamdan beslenmeyen ve
hazır bilgi kalıplarıyla yazanların unvanları ve konu hakkındaki yetkinlikleri ne olursa olsun, yazdıklarının
yarınları olmadığına yürekten inanır.Tolstoy,
sanatsal kaygılardan kendisini arındırabilmiş ve yaşamın gerçeğiyle
yakınlaşmış elini uzatsa tutacağına olan inancını okura hissettirebilmiş bir
sadeliği savunur. Sırf bu yüzden birçok akademik araştırmalardansa,
kendisiyle konuşmak ve iç dünyasını
paylaşmak için yazılan bir “ günlük” ü daha çok önemser. Onun önceliklerini bu
kadar çok netleştirmesi , günümüzde yaşanılan yapay sanat kargaşaları içinde üstünlük
taslayanlarla aranızdaki farkı daha net görmenizi sağladığı için, büyük yazar
Tolstoy, a teşekkür ediyorsunuz. Tolstoy’un, bu eseri, usundaki sanat
kuramını haklı ve en gerçekçi yere
taşımanız için yapmanız gerekenleri de görmenizi sağlıyor.Tolstoy’un, bir sanat eserinde aradığı gerçek,
yaşantıdan beslenen öğreticiliktir.
Tolstoy’ un ” Sanat Nedir? “ ini okuyunca insan, günümüzde
yaşanan anlam ve kavram kargaşasını da
daha net
algılayabiliyor .Tolstoy’ un,
konuya yaklaşımıysa şöyle : (..)
“ Ve bu
yüzden , açık kesin ve doğru bir dünya görüşüne sahip olmayan
ve özellikle bunun istenmeyeceğini düşünen
bir adam, sanat eseri üretemez. Hayranlık verici pek çok şey yazabilir, fakat bunlar, bir sanat eseri olmayacaktır.” ( s.74)
Okura, öncelikle yaşamı
aydınlatacak yeni bir bakış
açısını, yaşadıklarını, yaşanmışlıklarla
kazanmış bir
yazarın verebileceğine inanır Tolstoy.
Sadece güzel şeyler üreterek günün modasına uyan birçok eserin , yaşamla
arasındaki bağın gerçek dışı olması; o eserin, yarınının olamayacağını sanatın
tarih kuramı içerisinde
kanıtlanmıştır.Yaşamın içine girememiş , en önemlisi yazarıyla eseri arasındaki
içten bağı gelişmemiş, abartıdan
alabildiğince beslenen eserin yeri her zaman olduğu gibi, zamanın gerisindeki yerini almasıyla son bulacaktır. Tolstoy, gerçek bir sanat eserinde olmazsa olmazları arar. Onlar arasında okura
yeni bir bakış açısını kazandırmasını, içerik-biçim birliğini
duyurmasını içtenlikli olmasını duyumsatmasını öne sürer.Bununla da yetinmeyen yazar, gerçek
bir sanat eserinde içeriğin derinliğinin olması gerektiğine inanır. Gerçek bir
yazarın, eserini yazarken, önce sırtını,
kolaycılığa ve taklite çevirmesini
ister.Tolstoy,yazarın yazdığı her
eserinde bugüne kadar kaleme alınmamış farklı bir biçim zenginliğiyle okurla
buluşmasını gerçekçi bulur. Yazar, öncelikle topluma eseriyle hangi mesajı
ilettiğini bilmelidir. Yazarın eserinde
okurun anlayabileceği bir anlatımı tercih etmesini , o yazarın bu
alandaki yetkinliğinin göstergesi olarak algılar. Gerçek bir yazarın , yazdığı
bir eseri herhangi bir dışsal etkiden kaynaklandığı için değil, sırf
içinden geldiği için, sırf’ yazmasaydım ölecektim’ dedirtecek kadar
yazarla eseri arasında içten bir bağ
olduğunu okura hissettirmesini ister
Tolstoy.
Tolstoy’
un, gerçek bir sanat eserinde aradığı en
belirgin özelliklerden birisi de şu: Bir
sanat eserinde yazarın mutlaka bilmesi gereken gerçekler vardır.Bunların
başında da toplumların kötüye ve yanlışa değil, iyiye ve ahlâki olan güzelliğe
ihtiyacı vardır. Yazarın içerikte aradığı en üst gerçekse, iyi ve ahlâki olandır. Yine yazara göre,
içeriğin en alt kısmında var olan
ise,kötü ve ahlâk dışı şeylerdir.O yüzden bir sanat eserinin anlaşılır olması
iyi ve ahlâki olan değerlerin anlaşılır bir dille ifade edilmesi olarak
algılar. Bu düşüncenin aksi ise,
anlaşılamayan belirsiz olan şeydir.
Yazar bir sanat eserinin anlaşılır
olmasını ciddi bir şekilde önemser. Ayrıca; bir sanatçının kendisine sorması gereken soru şu olmalıdır:
İnsanlar sanata niçin gereksinim duyarlar?.Yazara göre, işte bu sorunun yanıtını eserinde veren bir yazar, eseriyle içten, açık, doğru ve güzel bir
ilişki geliştirmeyi başarmıştır.
Kitabının sayfalarını çevirmeye
devam ettiğinizde görüyorsunuz ki, yazar, “SANAT NEDİR? Başlığı
altında, sanat kuramına değin
önemli yirmi konuya farklı bakış açısıyla yaklaşır.Birinci Bölümün ilk
konu başlığı şöyle: “ Sanata harcanan Vakit ve Emek-Sanat Uğrunda Kısıtlanan Yaşamlar-Sanata Feda Edilen Ahlâk- Bir Opera Provasının Anlatımı”.
Bu yazı başlığıyla sanat kuramının özünü içeren birçok soruların
yanıtını bulmaya çalışır yazar, bulur da..Bir okur olarak, yazarın izlediği bir opera sahnesindeki gözlemlerine
tanık olunca, gerçekte kendi kendinize
şu soruyu sormadan edemiyorsunuz: Sanat niçin, ne zaman, nasıl halktan bu kadar uzaklaştırıldı?
.Bu sorunun yanıtını, günümüz yazınını gözlemlediğinizde farkına
varabilirsiniz.Eğer, gören gözünüz,
duyan kulaklarınız, bir de duyarlı bir yüreğiniz varsa. Tolstoy, sanatla halk arasıda aşılması güç
olan setlerin olmaması gerektiğini
anımsatır bizlere.
İkinci Bölüm de ise, şu sorular başlığı altında gerçekleri
aramaya devam eder: “ Sanat Kötülükleri Giderebilir mi.? Sanat Nedir? Kavram Karmaşaları- Sanat Güzelliği yaratan
Şey midir?. Rusya’ da Güzellik Kavramı –Estetikte Karmaşa
Bu bölümde yazar, öncelikle bilimsel sanatta , güzelliğin ve estetiğin sanatsal tanımını
ve sanata anlam kazandıran kavramların
duruş yönlerini belirler ve bu
kavramlar üzerinde düşünceleriyle Kendi idea’ larıyla bu kavramlara
yazılarıyla anlam kazandırmış önemli yazarların görüşlerine yer
vermiştir. Veron, J.Mithalter,
Baumgarten,Kant Schelling, Schiller,
Fichte,Winckelmann,Lessin,Hegel,Schopenhauer,Hartmann,Schasler,Cousin,Levegue gibi insanlığın önemli öğretmenlerinin görüşlerini bizlerle paylaşır.Paylaşmakla da
kalmaz, bu görüşlerin niçin geçerliliklerini hâlâ koruduklarını ya da niçin koruyamadıkları gerçeğinin ışıklarını
yakar.Tüm bu sorulara aranan yanıtlar bana şu gerçeği anımsattı: Sanatın
bugün geldiği yer önemli bir
gelişmedir.Bununla birlikte, bu gelişmelerin sanat kuramı çerçevesinde ne kadar yetersiz
kaldığını ve de bu kuramın
gelişmesine katkıları olan gerçek sanatçılara olan gönül borcumuzun ne
denli önemli olduğu konusunda düşünmemi
sağladı...
Tolstoy, “ Sanat Nedir?” sorusunun yanıtını,
öncelikle sanat felsefesinin içinde arar. Sanata bu bağlamda emeği geçmiş önemli yazarların
görüşlerini belirtir okura. Asıl amacı, sanata giydirilen ve her biri
kendi içinde önemlilik arz eden kavramaların, gerçek bir sanat kuramı
içerisindeki yerinin ne olması , nasıl olması, hangi ölçütlerde değerlendirilmesi gerektiği konularında
okuru aydınlatmaktır.Sanat etrafında dönen ve sanata giydirilmeye
çalışılan yalanı, gerçekten, kötüyü,
iyiden, içtenliği, samimiyetsizlikten, abartıyı, sadelikten, güzeli kötüden
ayırabilme bilincini verir okura. Bir
sanat eserinin en gerçekçi eleştirmenleri
gerçekten de , bilinçli bir okur
kitlesidir. Bu yüzden okurun mutlaka aydınlanması gerekmektedir. Ve bu konuya dair düşüncelerini şöyle özetler:
“ Sanat, metafizikçilerin söylediği gibi; esrarengiz
bir güzellik ideası ya da Tanrı’
nın tecelli etmesi değildir. Sanat,
estetik fizyologların söylediği
gibi; insanın depoladığı enerjinin fazlasını
açığa çıkardığı bir oyun da
değildir. O, insanın duygularının
dışsal işaretler yoluyla ifade
edilmesi de değildir. O, hoşa giden objelerin
üretimi değildir. Her şeyden önce sanat, bir haz değildir. Aksine, insanları
aynı duygu etrafında
birleştiren yaşam için, bireylerin ve insanlığın sağlık
ve mutluluğuna doğru süren ilerleyişte , insanlar arasında
vazgeçilmez bir birlik ve beraberlik vasıtasıdır.”.( s.175 )
Tolstoy’ un:
Zevk Amaçlı Sanat Nasıl Değer Kazandı?
Dinler İyiyle Kötünün Ne Olduğunu Gösterir? Kilise
Hıristiyanlığı-Rönesans –Üst Sınıfın Şüpheciliği-Onlar, Güzellikle İyiliği Birbirine Karıştırırlar başlıklı bölümde sanat kuramının Kilise öğretisindeki yerini
sorgulamakla kalmaz; çoktanrılı,
tektanrılı dinlerin , Hristıyanlığın, Yunanlıların Yahidilerin, Hinduların ,
Mısırlıların, Romalıların, Çinlilerin vs. ulusların din öğretilerinin hepsinin
sanata bakışının aynı anlamı taşıdığını
belirtir. Bir sanat eserinin iyi
olabilmesinin koşulunun, mensubu olduğu din öğreticiliğini anlatması ve halkı
da bu öğreti etrafında öğütlemesi olduğunu anımsatır.Bu amaca hizmet etmeyen
hiçbir sanat eseri iyi ve güzel değildir, din öğretileri için. Yazar dönemin
kilise doğmasının etkilerini ve Rönesans Devrimi’yle şüpheciliğin hangi boyutlara ulaştığını
açıklar.Gerçekte din adamlarının
benimsemediği dini, kendi amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak
kullandıklarını belirtir. Yazarın dinin
mutlak bir dogma olduğunu ve dogmanın
sanata bakışlarınıysa şöyle özetler: “
Bu yüzden o devrin en üst sınıfına dahil
çoğunluk hatta papalar ve kilise
mensupları bile, gerçekte hiçbir şeye
inanmıyorlardı. Bu insanlar, kilise öğretisine
inanmadılar ve bu yüzden onun iflasını göndüler. Fakat onlar, Fransis of
Asisi, Peter of Chelczic ve bunun gibi çoğu insanı takip etmediler ve İsa’ nın ahlâki sosyal öğretisini , sosyal konumlarını zayıflattığı için benimsediler. Böylece bu
insanlar, herhangi bir dinsel yaşam
görüşüne bağlanmadan kalakaldılar.
Hiçbir şeyleri yoktu.Neyin iyi, neyin kötü
olduğuna karar verecekleri bir
ölçüleri yoktu; bireysel zevk dışında...Avrupa toplumunun üst sınıfına mensup bu insanlar, iyinin
ölçüsü olarak zevki, yani güzelliği kabul etmekle ,Platon’ un zaten eleştirdiği ilkel Yunanları’ ın çirkin
sanat anlayışına geri dönmüş
oldular:Bu yaşa anlayışına uygun olarak da bir sanat kuramı icad
edilmiş oldu.(s.188)
Tolstoy, farklı konu başlıklarıyla
ele aldığı Sanat Nedir? sorusuna yanıt
aramayı sürdürür. Konu başlıkları ne kadar da farklı olursa olsun, özde,
içerikte, biçim de kısacası sanatın gerçeğini yozlaştıranların öncelikle
üst sınıfa mensup insanlar olduğunu belirtir.Bu sanat bakışının iki
tür sanat anlayışının ortaya
çıkmasını sağladığını belirtir: Halkın sanatı ve soyluların sanatı.Sonuç:
Gerçek sanatın yok oluşu.
“Ortada olması gereken gerçek sanat
nasıl olmalıdır? sorusuna yazarın
yanıtıysa şu” ...Fakat, sanat önemli bir
konuysa, bütün insanlar için temel olan ruhsal bir kutlanma/lütufsa( sanat
düşündüklerinin çok hoşlandıkları söyleyiş biçimiyle “ din gibi” ) o halde sanat herkese ulaşabilmelidir. Günümüzde olduğu
gibi, bütün insanlara ulaşamıyorsa, o halde sanat, ya gösterildiği gibi hayati
bir mesele değildir, ya da sanat adını
verdiğimiz şey gerçek değildir. “( s.206)
Tolstoy,
eskilerin sanat üzerine yaptıkları akıl
yürütmelerini sanatsal estetik öğretilerini yeterli bulmadığı gibi, güzellik öğretisiyle de çeliştiğini belirtir.
Farklı görüş ve düşüncelerin ışığı
altında , güzellik bilimine emek vermiş filozofları da şöyle
anar: Bununla birlikte Schasler’
den Knight’ a bütün estetikçiler, güzellik
biliminin ( estetik biliminin ) eski çağ düşünürleri Socrates,Platon ve
Aristotle’la başladığını, bir ölçede
Epikürcülar ve Stoacılar’ la ( Seneca ve
Plutarch’ dan Plotinus’ a kadar) devam
ettiğini vurgulamışlardır. der. ( s.193)
En sağlam düşünme metodu
soru sormaktır. Sorduğun soruların yanıtlarını
bulmak için ısrarlı olanlar, varsayılan ve çoğulluğun kabulünü almış
konular hakkında kendine ait yorumları olan insanlardır.Öncelikle Tolstoy’ un,
karşı çıktığı konunun içeriği nedir?
Tolstoy’ un belli konu başlıklarıyla sorduğu sorular şunlar: “ Anlaşılabilirliğin
kaybolması, Dekadan Sanatı Günümüz Fransız
Sanatı- Sanatın Kötü Olduğunu
Söyleme Hakkına Sahip Miyiz? En Büyük
Sanat Daima Normal İnsan
Tarafından Anlaşılabilir Olan Sanattır-Normal İnsanı Etkilemeyen Şey Sanat Değildir.” (
s.217)
Tolstoy,
Avrupalı yazarlar tarafından taklidi en
çok yapılanların tabii ki Fransız
yazarları ve şairleri olduğunu
belirtir. Bu gerçekten yola çıkan yazar,
öncelikle Fransız edebiyatında bir döneme damgasını vuran anlayışı yerer. Yazarın ciddi bir şekilde
yerdiği anlayışsa, sanatsal şehvettir.
Bununla da kalmaz , bu tavrın anlaşılır bir yanını bulamayan Tolstoy, bunu
şöyle adlandırır: Erotik mania hastası insanlar.Bu hastalığın pençesinde olan
yazarlar,yaşamın bir başka gerçeğine odaklanamazlar. Yaşamlarını ve sanatlarını şehvetin büyülü atmosferi
içerisinde kendilerine yer edinen
zavallılardır.Bu satırları yazarken günümüz yazınında da, bu
anlayışın ne kadar revaçta olduğunu üzülerek anımsadım.
Yazar, şiirde,
öyküde, tiyatroda vb. sanatın her
dalında niçin kurgunun olması gerekenden de fazla olduğunun anlaşılmazlığını sorgular. Öncelikle şiiri ele alır. Fransız
edebiyatında önemleri tartışılmaz üç
şairin şiirlerinden örnekler verir. Kimdir bu üç büyük şair:
Baudelaire, Verlaine ve Mallarm ‘e dir. Tolstoy, bu şairlerin
öncülüğünde kabul gören şiirsel bakışı algılamakta zorlanır. Şiirde dolaylı anlatımın
gerekliliğini, şiirde anlaşılmazlığın
gizemini, şiirde asıl önemi olanın, ona bir anlam vermek olduğu gerçeğinin
temellendirdiği kabulleri kanıksamaz.
Şiirde varlıkların düşünce dünyasında
tasarlanması, o varlığın canlandırdığı
hayallerin gerçek şiir sayılmasına
da karşı çıkar Tolstoy.Bu gizemden
yoksun şiirin hayat damarlarından dörtte
üçünün de niçin yok sayıldığı görüşünü
onaylamak bir yana anlamakta
zorlanır Tolstoy. Bu şairlerin şiirlerdeki imgelerin gerçeklerden bu
uzak ve kurguya bu kadar yakın olmasına da bir anlam veremez. Bu tür şiirleri
içtenlikten yoksun bulur. Yazar, hiç çekinmeden, bu tür şiirleri gerek biçim, gerekse içerik
yönünden en kötü şiirlere örnek oluşturacak şiirler kategorisi içinde görür.Ve bu düşüncelerini
şu temeller üzerinde oturtur: “ Öteki şairlerin
örneklerinden bahsetmeden önce,
büyük şairler olarak kabul edilen Baudelaire ve Verlaine’ nin şaşırtıcı ününe dikkat çekmek için bir an
durmalıyız. Chenier,Musset,Lamartine ve her şeyden öte Hugo’ ya sahip olan, son zamanlarda sözüm ona Parnasyenler’ e ( Leconte de Lisle, Sully-Prudhomme vs.) ev sahipliği yapan Fransızlar’ ın nasıl olup da, hem biçim açısından
yeteneksiz hem de içerik açısından çok bayağı
ve sıradan bu iki şaire böylesine önem verdikleri anlayamadığım bir konudur.
“( s.228) Tolstoy’ un görmezden
geldiği bir gerçek de,şiir bir yapı
olduğu ve kurgu olmadan
sanatın da olamayacağı
gerçeğidir.Tolstoy’ un kızdığı hatta kınadığı bu şairler,şiirin gerçek
kurtarıcılarıdır.Bu gerçek bugün de yarın da hak ettiği saygıyı görecektir.
Gerçek bir sanat yapıtı halkın sorunlarını konu edinmelidir. Nâzım gibi. Ama
basitleştirilmemelidir ,estetik değeri yok sayılmamalıdır. Sanat basit olunca
sanat olmaz. Tolstoy’ un , “
gerçekçilik’ in bir sanat eserinin
estetik değeri yok sayılmıştır.Gerçekçilik
önce bir dil sorunudur. Önemli olan , “ toplumsal sorunlar” dır.Nasıl sunulacağı da , sanatçının “ öznel “ yönelimine
bağlıdır.
Yazar, bu eleştirilerini şu doğrularla
temellendirir: “ Büyük halk kitlelerini
düşündüğümde, o insanların yeterince eğitimli olmadıkları için, benim kesinlikle
İyi olarak gördüğüm
şeyi anlayıp sevmediklerini görüyorsam;
o halde benim de niçin yeni sanat ürünlerini anlayamayıp
sevemediğimin sebebini inkâr etmeye hakkım yok. Bunun sebebi,hâlâ
onları anlayabilecek ölçüde
yeterince eğitilmiş
olmamamdır.Ben ve beni destekleyen
insanların çoğunluğunun ,
yeni sanatta anlaşılacak bir şey olmadığı ve yeni sanatın
kötü bir sanat olduğu için, bu
sanatın ürünlerini
anlayamadığımızı söyleme hakkına sahipsem, o halde aynı şekilde , daha büyük
bir çoğunluğun, benim takdire değer gördüğüm
sanatı anlamayan, çalışan sınıfın da
beni iyi sanat olarak saydığım
sanata kötü sanat diye bilme ve onda anlaşılacak bir şey olmadığını
söyleme hakkına sahip olduğunu da kabul edebilmeliyim.” ( s.237)
Yazarın bu değerlendirmesi günümüz
edebiyatına bakışını etkiliyor insanın.Gerçekte, sanat, halkın içine girmeyi ve günlük yaşantısının
bir parçası olmayı başarabilmiş midir? Başaramamışsa, bunun nedenleri nelerdir?
Öncelikle sanatın halkla kopukluğunu,
bir sorun olarak görmemizin vakti gelmedi mi hâla^? En önemlisi günümüz edebiyatı,
evrenselliğin neresindedir? Ve yönü
halka mı, yoksa toplumun üst tabakasına mensup insanlardan yana mı?
Tolstoy’ un, en büyük yanılgısı, çağımız sanatının bir din öğretisi
altında aydınlığa kavuşacağına olan
inancıdır. Tolstoy, çağımız sanatının
Hristiyan sanatı olması gerektiğini şöyle savunur: “Çağımızın sanatı, özellikle bu noktada eski sanattan farklı bir biçimde değerlendirilmelidir.
Çağımızın sanatı, yani Hristiyan sanatı(
insanların birliğini isteyen dinsel
anlayışa bir dayalı sanat) içeriği yönünden insanları birleştirmek
yerine, onları bölen seçkinlerin
duygularını anlatan her şeyi iyi
sanat sınıfından çıkarır. O, böyle eseri, içerik yönünden kötü olan sanat
sınıfına sokar. “ (s.318 )
Ve
yazarın sanata dair bir
başka değerlendirmesi : “ Sanatın, bir
duyguyu yaşayan bir insanın , isteyerek
başkalarına aktarılmasına dayalı bir
eylem olduğu doğruysa, o halde
kaçınılmaz bir şekilde , aramızda sanat
diye adlandırılan her şeyin, ( üst sınıfın sanatının) sanat eseri olduğu ileri sürülen romanların
,hikâyelerin, tiyatro oyunlarının, komedilerinin, resimlerin, heykellerin ,
senfonilerin, operaların, operetlerin, balelerin ancak yüzbinde birinin yazarın
hissettiği duygudan doğduğu, geri kalanların ise ödünç alma, taklit,
etkiler ve ilginin duygu aktarımının yerini aldığı
üretilmiş taklit sanat eserlerinden oluştuğunu mecburen kabul etmek
durumundayız”.( 290)
Evet, günümüz sanatının olması gereken yerini ve o yere niçin
gelemediği gerçeğini önemseyen , “Sanat Nedir” sorusunu kendisine soran ve sorularının yanıtlarını bulmayı önemseyen
,dönemi içerisinde değerlendirilmesi gereken
her okurun sıkılmadan okuyacağı bir kitaptır Tolstoy’ un yapıtı.
TOLSTOY/ Sanat Nedir? /Şule
Yayınları/2000/407 sayfa.
*“Tolstoy,Sanat Nedir?” Çağdaş Türk Dili , Mart 2005, s. 21-26
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder